spacer.png, 0 kB
spacer.png, 0 kB
spacer.png, 0 kB
HEPSI |0-9 |A |B |C |Ç |D |E |F |G |Ğ |H |I |İ |J |K |L |M |N |O |Ö |P |R |S |Ş |T |U |Ü |V |Y |Z

Index arrow Soylesiler arrow Klasik Müzik

TOMRİS ÖZİŞ / Evde keyif için bile piyano çalsam icra çok iyi olmalı

Image1950’lerde Almanya’da eğitim gören, 1970’lerde Amerika’da konserler veren İzmirli piyanist Tomris Öziş gözlerini kaybetmesi gündeme gelince 47 yaşında sahneden çekilmişti. Radyoda dinleyen İdil Biret’in merakı ve ısrarı sayesinde, yıllar sonra Öziş’in konser kayıtları İdil Biret Arşivi’nce 5 CD’de yayımlandı. Öziş “İdil Hanım’dan başkası istese asla izin vermezdim” diyor.

 

Temmuz sonunda Urla’da buluştuk Tomris – Ünal Öziş çiftiyle. Termometre zorlayan öğlen saatleriydi. Sahilde oturup denizden Imageesen rüzgârla serinlemeye çalıştık. 47 yaz geçirdikleri Özbek köyü sahiline artık sadece hafta sonlarında, çok sevdikleri balık restoranına uğramak için geliyorlardı.
Bir saatimiz vardı sadece. Yemek ve sohbetin ardından şöhretlerin piyano öğretmeni Selçuk Gündemir’i huzurevinde ziyarete gidecektik. Aile dostlarıydı Selçuk Hanım.

Yılların zorlu sınavı

Aradan geçen yıllara rağmen konser fotoğraflarındaki zarafetini korumuştu Tomris Öziş. 80’lere geldiği halde tez canlılığından vazgeçmekte zorlandığını söyledi restoranın basamaklarını çıkarken: “Geçen yıl bacağımı kırdım. Hayatımdaki ilk kırıktı. Artık yavaş ve dikkatli olmak zorundayım…”
ImageFısıltıyı andıran sesiyle konuşurken yüzünden tebessüm hiç eksilmiyordu. Kısa kestirdiği kumral saçları rüzgarda uçuşan bu zarif, incecik hanımefendiyi uzaktan görenler yanlış izlenime kapılıp hayatının sorunsuz geçtiğini düşünebilirdi. Oysa çocukluğu 2. Dünya Savaşı yıllarında geçmiş, 40’lı yaşlardan itibaren sağlığını koruma mücadelesi vermişti. Retina yırtığı sol gözünü tahrip etmiş, ardından hayatını tehdit eden bir başka hastalık sesini alıp gitmişti.
Neyse ki kapısını erken çalmıştı saadet.
22 yaşındaydı. Berlin’de, piyanist Aleksandr Brailovski’nin resitaline gitmişti. Elinde Brailovski plağıyla imza kuyruğunda bekleyen mühendislik fakültesi öğrencisi, tutkulu müziksever Ünal Öziş’le tanışması, mutlu bir beraberliğin yanı sıra iki kız evlatla taçlandıracaktı yaşamını. Bu sevginin bir başka ifadesi, evliliklerinin 60’ıncı yılında IBA (Idil Biret Archives) etiketli kutuyla gelecekti.
“Tomris’in her konserini elimde teyple kaydettim” diyor 9 Eylül Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nden emekli öğretim üyesi ImageProf. Ünal Öziş. “Salonların kayıt sistemleri varsa, bunların kopyalarını aldım. İdil Hanım, radyodan dinlediği Strauss yorumu üzerine Tomris’in diğer kayıtlarını merak edip geldiğinde arşivimde epeyce örnek vardı. Fakat Tomris dinletmeme izin vermedi. İdil Hanım’ın virtüözitesinin yanında önemsiz kaldığını düşünüyordu. İkna etmemiz birkaç yıl aldı. Yayımlanması gündeme geldiğinde bantların bir kısmı artık kullanılmayacak durumdaydı.”

Fıkra gibi anılar

Yaklaşık 6 yıllık süreçten sonra yayımlanan seçki Tomris Öziş’in 1965-1979 arasında Detroit, İzmir, Ankara, İstanbul’daki konser kayıtlarından oluşturuldu. Resitallerden seçilen ilk iki CD’de Beethoven’in iki sonatı, Mendelssohn’un varyasyonları, Liszt’in Macar Rapsodisi, Chopin’in balad, scherzo, mazurka ve valsi, Debussy’nin prelüdleri, Estampes’ları, Ravel’in Miroirs serisini yorumluyor. Konçertolara ayrılan üç CD’de ise Mozart’ın 23’üncü, Beethoven’in 5’inci, Brahms, Liszt ve Prokofiyef’in 1’inci konçertoları yer alıyor. Seçkiyi borçlu olduğumuz Strauss’un Burlesk’i son eser…
ImageBurlesk’i ilk kez Almanya’da, Claudio Arrau’dan dinlemiş Tomris Öziş. O tarihte kaydı pek bulunmayan esere hayran kalmış.   
“1965’te İstanbul’da şef Ephraim Lessing yönetiminde konser verecektim. Repertuvar için buluştuğumuzda Brahms’ın çok sevdiğim birinci konçertosunu önerdim. ‘Ben kadınlarla Brahms çalmam’ cevabını verdi. Burlesk’i önerdiğimde heyecanlandı. Hemen kabul etti. Oysa tam bir erkek eseriydi…”
Ardından 1977’de Ankara’da Tadeus Strugala yönetiminde CSO’yla, daha büyük keyifle çaldı. Radyoda yayımlanan kaydı yıllar sonra İdil Biret de dinledi. Üçüncü icrası yine İstanbul’daydı.
Brahms’ın 2. Piyano Konçertosu’nu seslendirmek istediğinde başına bir başka tuhaf olay gelmişti…
“İstanbul’da orkestrayı İsveçli bir şef yönetecekti. Konsere iki gün kala, Brahms’ın birinci konçertosunu yönetmek için geldiğini, ikincisini daha önce hiç seslendirmediğini söyledi. Ortadan kayboldu. Meğer ülkesine dönmüş. Cemal Reşit Rey’den şefliği üstlenmesini istediklerinde ‘Bana mı sordunuz adamı çağırırken, davet ederken düşünseydiniz’ demiş. Öğrenciliğimde, iki yaz Nişantaşı’ndaki konağında ders almıştım. Rica ettim, kabul etti. Unutamadığım konserlerimden biri oldu.”

Piyanolarından vazgeçmedi

1979’da, çeşitliliği gözeten yeni konser programları hazırladığı günlerde, bir arkadaş toplantısında başını kapıya çarpması ansızın hayatını değiştirdi Öziş’in. Sol retinası parçalanmış, sağ gözü hırpalanmıştı. 1980’de Almanya’da geçirdiği ameliyat gözünü kurtaramadı. Doktorun uyarısına rağmen 1982’de İzmir’de iki gün arka arkaya Liszt’in konçertosunu çaldı. Sağ gözü de sinyal verince konserleri bıraktı.
Tomris Öziş, geçmişe dönüp baktığında en çok Burlesk’i yorumladığı konserlerle gurur duyuyor. Şostakoviç’in piyano ve trompet için 1. Konçerto’sunu çalamadan, Beethoven serisini tamamlayamadan kariyerinin noktalanmasına üzülüyor.
Evindeki biri yarım kuyruk diğeri konsol iki piyano 35 yıldır sessiz. “Keyif için bile çalsam icra çok iyi olmalı” diyor. İstanbul’a gidecek kadar konserleri yakından izlese de artık sadece çok özel durumlarda yolculuk yapıyor. En son Martha Argerich ile Maria Joao Pires için yollara düşmüş. Ve hayal kırıklığı yaşamış. Dünyayı Mezzo TV’den takip ediyor. Lang Lang’ı “cambaz” bulsa da kimi Bach yorumlarını merakla dinliyor. Gençlerden ilgi alanına giren isim, Schubert/Schumann CD’siyle Emre Elivar. Kamuran-Selçuk Gündemir çiftinin anne-baba şefkatiyle yetiştirdiği diğer piyanistlerden Fazıl Say’ı kendi yaklaşımına uzak buluyor.
ImageÜnal Öziş’i en çok üzen Detroit resitalinin seçkide yer almaması. “Birkaç gün arayla aynı programı Miami, Atlanta ve Rochester’da çalmıştı. Detroit’teki yorumu çok güzeldi. Salonun sisteminden kaydedilmişti. Beethoven, Debussy’nin yanı sıra Muammer Sun’un Yurt Renkleri vardı programda. Yıllar önce dijital ortama aktarması için verdiğim arkadaşım kaybetti.”
Peki, kayıtların 35 yıl sonra yayımlanması Öziş çiftini nasıl etkiledi? Her ikisi de mutlu. O kadar… Ne TV kameraları yöneltildi ne de gazetelerin birinci sayfasında haber oldu Tomris Öziş. Adalet skandalları, deprem telaşı, savaş haberleriyle dolu gündemde böyle inceliklere yer yoktu… Sadece iki saygın köşe yazarı takdirle selamladı albümü. Tomris Öziş durumu anlayışla karşılıyor: “Bu benim için yeterliydi…”  
(Serhan Yedig / 8 Eylül 2017 / Hürriyet)

Kempff'in önerisiyle Münih Konservatuvarı'nda okudu

Tomris Öziş’in babası doktor, annesi Notre Dame de Sion mezunu amatör piyanist. Her ikisi de Drama göçmeni. Babasının görevi nedeniyle İstanbul’da doğmasına karşın hayatının neredeyse tümü İzmir’de geçti. 5 yaşında piyanoya başladı. Annesi, ablası ve iki kardeşi gibi Madam Van der Rover’den ders alıyordu. Babasının taş plaktan çaldığı Jan Paderewski kayıtlarını dinleyerek büyüdü. İzmir Amerikan Kız Koleji’nde bir yandan da basketbol oynuyordu. Daha sonra konservatuvara dönüşecek İzmir Müzik Okulu'nun kurucularından Feride Barlas'ın da öğrencisi oldu. İzmir’e konsere gelen Wilhelm Kempff’le hocası Van der Rover'in evinde tanışması hayatını değiştirdi. Önerisiyle Münih Konservatuvarı’na gitmesi gündeme geldiğinde diploma sorununu çözmek için Ankara Devlet Konservatuvarı'na başvurdu. Ulvi Cemal Erkin'le çalıştı. ADK'dan aldığı belgeyle gittiği Münih'te Rosl Schmith’in öğrencisi oldu. Hocası sadece Alman ekolüyle sınırlamadı eğitim programını. Fransız ekolünü de tanımasını istedi. Hatta mezuniyet sınavında, çağdaş eser kategorisinde Jean Frances’nin o yıl yayımlanan yeni bir eserini icra etmesini isteyecekti. Eserin notasını satın alıp kapağını açtığında hiç unutamayacağı bir sürprizle karşılaştı. İlk sayfada “İdil Biret’e adanmıştır” yazıyordu… Genç piyanist, Claudio Arrau, Wilhelm Backhaus’u konserlerle, Vladimir Horowitz’i plaklarla sevdi, örnek aldı. 1957’de evlendi, 1960’da mezun oldu. Ertesi yıl eşiyle Türkiye’ye döndü. İstanbul, Ankara’dan sonra 1968’den itibaren İzmir’de yaşadı. Konser piyanistliğini seçip öğretmenliği tercih etmese de 1970’lerde İzmir Konservatuvarı’nda üç yıl, ardından Gültekin Oransay’ın Ege Üniversitesi’nde kurduğu Müzikoloji Bölümü’nde iki yıl ders verdi.

 
spacer.png, 0 kB