Caz
|
70'ine merdiven dayayan Enrico Rava, cazın en şiirsel çalan trompetçilerinden. Şiraz üzümünden şarap kıvamında koyu, mat tonuyla ayrışıyor diğerlerinden. "Metalik sesleri sevmem" diyor. Son albümü New York Days'de yarım asırlık tecrübesini ortaya koyan usta müzikçi 2010 Temmuzu’nda İstanbul Caz Festivali kapsamında piyanist Stefano Bollani eşliğinde iddialı bir konser için İstanbul’a geldi. Yola çıkmadan, İtalya'dan cep telefonuyla sorularımızı yanıtladı. Rava "Trompetçiler ikiye ayrılır: sanatçılar ve atletler. Ben hep sanatçıların tarafında oldum" diyordu. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Terrasson, 1990'larda caz evrenine giren kuyrukluyıldızlardan biri. Klasikle başladı, Aydın Esen'le aynı dönemde cazın Kabe'si sayılan Berlee'de öğrenci oldu, sonra kendisini Chicago'nun caz kulüplerine vurdu, ustaların tedrisinden geçti. Betty Carter'ın desteğiyle yükselip şöhret kazandı. Keith Jarrett , Bill Evans'la karşılaştırılmaya başlandı. İsmi, The New York Times'ın "gelecek 30 yıla damgasını vuracak 30 sanatçı" listesinde yer aldı. Genellikle caz üçlüleriyle çalışan Terresson, 2007’de ilk solo albümünü kaydetti. O gün bugündür dünyayı dolaşıp solo konserler veriyor. 2010'un ilk günlerinde İstanbul'da vereceği konserin öncesinde, Paris'te yakaladığımızda "Solo çalmayı, doğaçlama yapmayı, müziğimle öyküler anlatmayı çok seviyorum" diyordu. |
|
Devamını oku...
|
|
|
İmer Demirer, Türkiye’nin en sivri dilli, en zor beğenen müzik eleştirmeni Cüneyt Sermet’e göre "soloları dünyanın en önemli cazcılarıyla boy ölçüşecek düzeyde" bir trompetçi. Demirer, konservatuvar eğitimi aldı, mezuniyetine birkaç yıl kala kanına caz virüsü bulaştı, yurtdışına gitmeden kendi çabalarıyla caz bilgisini artırdı, sayısız albümde cazcılara eşlik etti, Türkiye’ye gelen önemli cazcılarla aynı sahneyi paylaştı ve nihayet 2009 Kasımı’nda, 45 yaşında ilk albümünü yayımladı: ”You, Me & Char.” Doğaçlamanın olmadığı yerde caz da yoktur, diyen Demirer’le müzik serüvenini konuştuk. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Swing çağının kralı Benny Goodman 1950'lerde klarnetinin sesini onun piyanosu eşliğinde parlatmış, bebop akımının öncü saksafoncularından Coleman Hawkins, Lester Young onunla caz sınırlarını aşan uçuşlara çıkmıştı. Charlie Parker, namı diğer Bird'ün ölümünden önceki en önemli albümlerinde, piyano başındaki isim yine Hank Jones'du. Ella Fitzgerald, Frank Sinatra yıllarca sahneye, TV'ye onun piyanosu eşliğinde çıktı. 1962'de, John F. Kennedy'nin Beyaz Saray'daki son doğum gününde, Marilyn Monroe "İyi ki doğdun Bay Başkan"ı söylerken piyanoda Hank Jones eşlik ediyordu. 91 yaşındaki Jones, 2009 Kasımı’nda üçlüsüyle İstanbul’a uğradı. Öncesinde New York’tan sorularımızı yanıtladı. |
|
Devamını oku...
|
|
Saksofon şarkı söyleyen insan gibidir, diyor Ernie Watts. 1960'lardan bu yana tenor saksofonuyla anlattığı öyküler üç kuşağın cazcılarını etkiledi, ona iki Grammy ödülü kazandırdı. Bu arada Rolling Stones, Frank Zappa, Paul McCartney gibi rock ve popçulara eşlik etti. 1980'lerde Charlie Haden'ın Quartet West'iyle derin sulara yönelen Ernie Watts, bir yandan da kendi dörtlüsüyle birbiri ardına albüm yayımlıyor. İstanbul Jazz Center'da dört konser vermek üzere 21 Mart'ta Türkiye'ye geliyor. Amerika'da konser turnesini sürdüren 62 yaşındaki müzikçiyi önceki hafta, Nebraska'daki bir otel odasında yakaladık. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Klarnet panter kadar çevik, yılan kadar kıvrak, az nefesle kuş gibi kanatlanan bir çalgı. Bas klarnet ise olsa olsa file benzetilebilir. Hantal ve muzip, üstelik mucidi Adolphe Sax'ın bile iflasına sebep olacak kadar belalı. Kıpırdatmak güç, coşturmak nefes istiyor. Cazda Eric Dolphy gibi çılgın, John Surman gibi müthiş öykü anlatıcıları sayesinde popülerleşen bas klarnete Türkiye'de ip atlatan yegane isim Oğuz Büyükberber. Son yıllarda birbiri ardına yenilikçi albümler hazırlayan Büyükberber "Ara'da olmak benim tercihim değil, aşık olduğum sesler beni buraya sürükledi " diyor. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Michel Camilo eğlence müziği olarak algılanan Latin cazına 1990’larda daha derin bakış açısı getiren, klasik müziğin birikimini taşıyan piyanistlerden. Caz albümleri kadar konçertolarıyla da tanınıyor. 2002’nin ilk günlerinde New York’taki evinden aradığımızda çok heyecanlıydı. Hemen müjdeyi verdi: “Biliyor musunuz, 15 dakika önce TV haberlerinden yılın caz albümü dalında Grammy’ye aday gösterildiğimi öğrendim!” Triangulo, 300 albümün arasından seçilip ödüle aday beş CD arasına girmeyi başarmıştı. “Yüreğimiz sizinle” dedik. İstanbul’a geliyordu konser vermeye. Ödülünü birlikte kutlamak için sözleştik... |
|
Devamını oku...
|
|
|
John Surman (64), bugüne kadar Avrupa'dan çıkan en yaratıcı saksofonculardan. Amerika'ya çok nadir ayak bassa da geçen yıl Down Beat okurlarınca cazın en iyi altı bariton saksofoncusundan biri seçildi. Albümlerinde caz, koro müziği, halk müziği temalarından yola çıkıp bariton, soprano, tenor saksofon ve bas klarnetle büyüleyici tablolar çiziyor, öyküler sunuyor. Bu arada bir piyano bir de flüt konçertosu besteledi. Oslo'daki Ullern Kilisesi'nin orgu eşliğinde soprano saksafonla kaydettiği yeni albümü "Rain on the Window"u fırsat bilip 2008 Ağustosu’nda bir sabah Norveç'teki evinden aradık. Surman gibi esprileriyle meşhur bir cazcıyı bulunca, mizah duygusunu gıdıklamadan yapamadık. |
|
Devamını oku...
|
|
|
1970’lerde King Crimson, Yes, Genesis gibi efsanevi rock topluluklarda davul çalan Bill Brufford 1980’lerde çocukluk hayallerinin peşine düştü ve caz dünyasına girdi. Önceleri elektronik ağırlıklı, rock duygusu kuvvetli müzikler yaparken 1990’ların sonuna doğru akustik müzik üzerine araştırmalara başladı. 1998’de ilk kez Türkiye’ye geleceğini duyunca, İngiltere’den aradık. “King Krimson’ın müziği Yes ve Genesis’ten çok daha samimiydi” diyen Bruford artık avaz avaz bağıran müziğin ilgisini çekmediğini söylüyordu. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Ağabeyi Nat, lambalı radyo çağının “King”iydi. O ise bir prens. Juilliard, New England gibi önemli konservatuvarlarda okumuş. 1950’lerden beri müzik dünyasında. Sesinin Nat King Cole’ü çağrıştıran kadifesinde caz, blues standartlarını, Broadway klasiklerini parlatıyor. Yine de siz onu ağabeyiyle karşılaştırmayın. Bakın albümlerinden birine ne isim vermiş: “Ben benim, ağabeyim değilim!” 1998’de ilk kez Türkiye’ye geleceği günlerde, Amerika’dan arayıp müzik serüvenini konuşmuştuk. |
|
Devamını oku...
|
|
| << Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 1 - 10 Toplam: 61 |
|
|
Ziyaretçiler |
|
Şuanda 1 misafir bağlı |
|