spacer.png, 0 kB
spacer.png, 0 kB
spacer.png, 0 kB
AYŞEN ZÜLFİKAR / Şarkı söylemek hayatın karmaşasından kaçma fırsatı verdi
Milano’daki Giuseppe Verdi Konservatuvarı’nda öğrenim gören Ayşen Zülfikar, mezuniyetini beklemeden sahnelerde sesini duyurmaya başardı. San Remo’da müzikal dalında birinci oldu. Ardından girdiği elemeyi kazanarak Teatro di Rosetum’da sahnelenen Gianni Schicchi operasında Lauretta rolünü aldı. La Scala Akademisi'nde tekniğini mükemmelleştirdi, İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nde göreve başladı. Zülfikar’la 2002’de, İtalya’daki öğrenciliği sürerken konuşmuştuk.

Müziğe piyanoyla başlamışsınız, neden şana geçtiniz?
- Sanırım biraz enteresan bir karakterim var... Yani bir şeyi isteyip karar vermedikçe o işi yapamıyorum. O dönemde annemle babam piyano çalmamı çok istemişti ama ben bir türlü hocamın verdiği parçaları çalışmak istemiyordum. O, anneme en iyi öğrencilerinden olduğumu söylüyordu. Ben ancak dersten iki saat önce başlıyordum çalışmaya. Doğrusunu söylemek gerekirse, piyano çalan kız imajını sevmiyordum. Yoğun bir çalışma için hazır değildim.Yapamadım. Eskiden hayattan ve de ne yazık ki insanlardan korkardım. Şarkı söylemek benim için dünyanın anlamadığım karmaşasından kaçabilmek için fırsat oldu. Şarkı söylediğim anlarda sanki tüm dünya duruyor, beni dinliyordu. Zamanla, şarkı söyleyerek korkularımı yenmeye başladım ve insanların iyi olduğunu, hayatın güzel olduğunu, yalnız şarkı söylemenin değil, yaşamanın da beni mutlu ettiğini anladım. O zaman tüm hayallerime geri döndüm ve her şeye yeniden başladım. Tavsiyelere kulak verdim. Artık piyanom çok iyi, sene sonunda mezun olacağım.
Milliyet’in yarışmasında birinci olduktan sonra pop müzik prodüktörlerinden teklif almış olmalısınız, popun cazibesinden nasıl kurtuldunuz?
- Doğruyu söyleyeyim mi? Hiç teklif gelmedi... Tebrikler, alkışlar, öpücükler, ödüller, fotoğraflar, kahkahalar, güzel heyecanlar... Ama sonuç: Hiç kaset teklifi gelmedi. Halbuki "Ah bir bilseniz ne albüm teklifleri geldi ama ben konservatuvara gidiyorum diye kabul etmedim" filan demeyi çok isterdim. Ama kısmet olmadı işte! Hiçbir şey için geç değil tabii (Gülüyor)
Ailenizde müzikle ilgilenen var mı?
- Ailemde hiç profesyonel müzisyen olmamasına rağmen, hemen hemen herkesin müzik kulağının iyi olduğunu söyleyebilirim. Annemin sesi çok güzeldir.. İlkokul öğretmeni. Müziğe, matematiğe, edebiyata büyük bir ilgisi var. İstisnasız bütün öğrencilerine nota okumayı, blokflüt çalmayı öğretmişti. Öğretmenlik yaparken okul korolarını hep o çalıştırırdı. Ama o zamanlar torpil olmasın diye bana solo parça vermiyordu... Babamın sesi anneminki kadar güzel olmamasına rağmen, çok çok iyi bir müzik kulağı ve ritm duygusu var. O da senelerce Türk Folklor Kurumu'nda hocalık yapmış. Aslında iktisat mezunu. Unutmadan söyleyeyim “Bitlis'te Beş Minare”yi derleyen kişidir. Ablamın da sesi iyidir. Fakat sesini bitmek bilmez çalışmalarım sırasında susturucu olarak kullandığı için birkaç nodülü oldu. Şaka şaka, artık o da alıştı...
Okuldan mezun olduktan sonra Verdi Konservatuvarı’nı seçmenizin özel bir nedeni var mı?
- Eh, İtalya! Müziğin, güzel sanatların ve de mutlulukların ülkesi! İ. Ü. Devlet Konservatuvarı’na başladığım ilk gün İtalya'ya gitmeyi kafama koymuştum. İki yıl İtalyan Kültür Merkezi'nin kurslarına katıldım. Final sınavında iyi not aldığım için beni Roma'da bir dil kursuna gönderdiler. Neden Giuseppe Verdi Konservatuvarı diye sorarsanız.... Hep aklımdaydı. İstanbul’da konservatuvarın birinci sınıfındayken G.Verdi Konservatuvarı’na mektup yazıp broşür istemiştim. Cevap gelmedi tabii. Ama bakın nasıl hırs yapmışım, konservatuvardan 4 senede mezun oldum, şimdi de buradayım. İki sene sonra ikinci konservatuvarı bitirmiş olacağım. Yani, inşallah..
San Remo’da bu yıl müzikal dalında birinci oldunuz. Müzikallere ilginiz nereden geliyor, hangi dönemin müzikalleriyle ilgilisiniz, yarışmada neden bu dalı seçtiniz, birincilikten sonra herhangi bir yerden teklif aldınız mı?
- Eskiden meşhur Fame dizisi vardı. Kadıköy Anadolu Lisesi'nde okurken, ablamla dizinin her bölümünü dörtgözle bekler, audio ve video kaydını yapar, şarkı ve dansları çalışır, sonra da elimizde deodorant şişeleriyle direk canlandırma olayına girerdik.. Müzik ve beden hocalarımız süperdi. Koromuz vardı, oratoryolar bile söylerdik. Dans gösterileri yapardık. Hocalarımın emeklerini kimse ödeyemez. Beni çok desteklediler. Müzikalde her dönemin eserlerini söylemeyi seviyorum. İstanbul’da, konservatuvarda senfoni orkestrası ve mezunların caz orkestrası eşliğinde çok güzel konserler yapmıştık. San Remo Klasik Yarışması’nda opera kategorisi de var. Ben müzikal dalında katıldım. Çünkü okulun ilk aylarıydı, şan tekniğimden emin değildim, kuşkularım vardı. Bu yıl opera kategorisinde çok iyi bir derece almayı umut ediyorum. Yarışmadan sonra Rai-Sat ve Monte Carlo televizyonlarından canlı yayımlanan gala konserleri oldu. 28 Kasım’da bir konser daha yaptık.
Gianni Schicchi yurtdışında rol aldığınız ilk opera mı; bu rolü nasıl aldınız?
- Gianni Schicchi aslında rol aldığım ilk opera. Daha önce birçok resitalim olmuştu ama opera sahnesinde olmak gerçekten bambaşka bir duyguymuş, şimdi anladım. Rosetum Tiyatrosu'nun seçmelerinin afişlerini görmüştüm. Çok heyecanlandım ve şansımı denemek istedim. Tabii hemen jürinin karşısına atmadım kendimi. Hocama danıştım. Onay verince yarışmaya girdim ve Lauretta rolü benim oldu!
İtalya’daki konserlerinizde müzik dünyasından önemli isimlerle tanıştınız mı?
- San Remo Yarışması’nda jüri başkanı Andrea Bocelli’ydi. Gala konserinden sonra konuştuğumuzda, sesimi çok beğendiğini söyledi. Hatta Milano’da okuduğumu öğrenince “İyi o zaman, yakın zamanda beraber şarkı söyleriz” dedi.. Umarım olur.. Geçen mayıs ve haziran aylarında Concerto per la Pace’de (Barış Konseri) Türkiye’yi temsil ettim. Bu konserlerde bir İtalyanca aryanın yanısıra Türkçe şarkılar söyledim. Heyecan verici bir deneyimdi.
İtalya’daki Türk solistlerden, mesela Leyla Gencer’den yardım alabiliyor musunuz?
- Leyla Hanım her zaman çok destek oldu. Aydın Gün’ ün düzenlediği Bel Canto seminerinde tanışmıştık. Dinleyici olarak katılmıştım, sesimi dinletmek istiyordum. Bir ara boşluk olunca, Leyla Hanım sahneye gelmek isteyen var mı, diye sordu. Hocam Remziye Alper’in verdiği güçle kendimi sahnede buldum. 19 yaşındaydım, sesim ve tekniğim oturmamıştı. Ama Leyla Hanım’ın aklında kalmak istiyordum. Puccini’den zor bir arya okudum. Ertesi gün, programda olmadığı halde Leyla Hanım salonda o aryanın kendi sesinden kaydını dinletti. Benim için getirdiğini söyledi. Bu ileride görüşeceğimize dair bir işaretti. Oturup bir mektup yazdım ve “Leyla Hanım, siz beni ya bir daha hiç görmeyeceksiniz ya da adımı en büyük operaların afişlerinde gururla okuyacaksınız…” diye başladım. O yıl rehberlik yaptığım Müzik Festivali’nde bir kez daha karşılaştık. Bir daha peşini hiç bırakmadım. Bir bakışından bile çok şey öğrenebileceğimi düşünüyorum.
Leyla Gencer, Suna Korat ve Yelda Kodallı’dan sonra İtalya’da Türk solistler dikkat çekmeye başlamış mı?
- Tabii ki! Çok büyük gururla söylüyorum; daha geçtiğimiz haftalarda M.S.Ü Konservatuvarı mezunlarından bas-bariton Burak Bilgili, La Scala Tiyatrosu’nda Donizetti’nin Lucrezia Borgia operasında başrol söyledi. Çok şanslıyım; temsili Burak’ın şan hocasıyla birlikte izledim. Çok mutlu olduk, çok... İstanbul Devlet Operası’ndan Suat Arıkan başarılı temsiller veriyor. Ankara Devlet Operası’ndan mezzo soprano Sim Tokyürek, La Scala Akademisi’nde eğitim görüyor. Eylülde Arcimboldi Tiyatrosu’nda Verdi’nin Oberto operasında başrollerden birini söyledi. Olumlu tepkiler aldı. Sınıf arkadaşım Ekin Futaci Milano’da bir müzik akademisinde Luciana Serra’nın öğrencisi..
La Scala solistlerinden ders alıyorsunuz. Nasıl diyalog kurdunuz?
“La Scala”nın adını telaffuz etmek heyecan verici. Dünyanın en güzel seslerinin yükseldiği bu salona gitmek, şarkı söylemek en büyük hayallerimden biri. Henüz La Scala’da söyleyemedim ama, en azından dört durak ötesinde oturuyorum! İki yıl önce Leyla Gencer Şan Yarışması’nın organizasyonunda çalışıyordum. Roberto Negri, Sergei Gavrilov ve Rayna Popova yarışmacılara eşlik ediyordu. Maestro Negri, Leyla Hanım’ın 20 yıllık piyanisti ve La Scala’nın akademisinde ders veriyor. Ona sesimi dinlettim ve Milano’ya geldiğimde kendisiyle çalışmak istediğimi söyledim. 2001 Mayısı’ndan beri çalışıyoruz.
Yakın dönem için hedefleriniz neler?
- Çok fazla hedefim var. Önce Giuseppe Verdi Konservatuvarı’ndan çok iyi dereceyle mezun olmak istiyorum. La Scala Akademisi’nin sınavlarına gireceğim. Kazanıp Leyla Hanım’la çalışmak harika olacak. La Scala’nın asıl binası şu anda tadilatta.. Temsiller Arcimboldi’de yapılıyor.. 2004’te açılacak ve ben o zaman 25 yaşında olacağım... Çok koyu bir Placido Domingo hayranıyım. İstanbul Festivali’nde onunla bir temsil yapmak ya da Metropolitan’da La Boheme oynamak gibi hayallerim de var.
Repertuarınızı hangi doğrultuda geliştiriyorsunuz?
- Repertuarımı oldukça geniş tutmaya çalışıyorum. Her dönem müziğinden öğrenecek çok şey var çünkü. Şu an sesimin sınırlarını bilmiyorum, o yüzden elimden geldiğince hocalarımın önerilerini takip edip kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Çok araştırıyorum. Konservatuvardaki hocalarım beni hiç sınırlamadı. Şimdiki hocam Jenny Anvelt de öyle. Sanırım anahtar burada. İtalya rüyama en çok inanan Elisabetta di Stefano’nun Fransız ve İtalyan repertuarını sevmemde önemli etkisi oldu. Sağlığım elverdiğince her türlü müziği öğrenip sınırlarımı zorlamak istiyorum.. Ama yüreğim hep romantiklerden yana.
Türkiye’ye dönecek misiniz yoksa yurtdışında kalıp şansınızı orada denemeyi mi düşünüyorsunuz?
- Öncelikle eğitimimi tamamlayacağım. Bana destek olan eski kültür bakanımız İstemihan Talay, Konservatuvar Mezunları Derneği, İş Sanat ve Eczacıbaşı’na teşekkür borçluyum. Onlar olmasaydı Milano rüyam gerçekleşemezdi. Destek olanlar, ailem, dostlarım bana çok inandı. Onlara çok büyük başarılarla dönmem gerek. Hayatını müzikle kazanan için yurtiçi ya da yurtdışı farkı yok. Her şeyi yapabilirim. Hayalim tüm dünyaya şarkı söylemek. Ama tek başıma değil.
(Serhan Yedig / Aralık 2002 / İş Sanat)

 
< Önceki   Sonraki >
spacer.png, 0 kB