spacer.png, 0 kB
spacer.png, 0 kB
spacer.png, 0 kB
ERTUĞRUL OĞUZ FIRAT / Dün olduğu gibi bugün de enstrüman çalmayı bilmiyorum

ImageBesteci, müzik yazarı, hukukçu, ressam Ertuğrul Oğuz Fırat, çağdaş Türk müziğinin en şaşırtıcı kişiliklerinden. Besteciliği kendi çabasıyla öğrendi, gençlere çağdaş müziği sevdirmek için misyoner gibi çalıştı, Ankara’daki evinde düzenlediği haftalık müzik sohbetlerinde Muhittin Dürrüoğlu Demiriz, Fazıl Say gibi isimlerin yetişmesine katkıda bulundu, müzik tarihi kitapları yazdı. Bu arada birçok eser besteledi. 1972’de TRT-3 prodüktörlerinden Nurhan Olcayto, Bestecilerimiz Anlatıyor (*) programına davet ettiğinde, Fırat iki eserinin öyküsünü anlattı. Bu arada müzik serüvenini de özetledi. “Armoni hocam Karl Berger’in öğrettiği tüm kuralların aksini kanıtlayan eserler yazmaktan hınzırca zevk alırdım” diyordu bu söyleşide.

 

 

 EĞLENCELER (OPUS 4)

Gönül eğlendirmek istercesine yazılmış,

biçemi önceden kotarılmamıştır


Klarnet ve piyano için Eğlenceler adlı üç küçük parçayı 1954-1955 yıllarında yazdım. Birinci parça "Oyun" ikinci parça "Ördek Yürüyüşü" üçüncü parça "Olası" başlığını taşır. Yapıt, "Eğlenceler" adının da belirttiği gibi klasik ağırlığın, kesin savların uzağında, biraz gönül eğlendirmek istercesine yazılmıştır. Önceden kotarılmış bir biçim anlayışına bağlı olmaksızın, oldukça gevşek ve esnek motiflerin özgürce, küçük değişimlerle sıralanmasından doğmuş bir yapıttır.
Ancak, bestelediğim dördüncü eser "Eğlenceler" de, böyle bir varışın gereği, önceki yapıtlarımın ortaya çıkış nedenlerinden söz edersem daha iyi anlaşılır sanırım.
Hemen belirtmeliyim ki, 1944 yılında o da birkaç ay rahmetli Karl Berger'den aldığım ses uyumu dersleri dışında önceden sınırlı, belirli hiçbir müzik eğitimi görmedim. Hiçbir çalgı çalmasını dün bilmediğim gibi bugün de bilmem. Ne var ki İstanbul ImageHukuk Fakültesi'nde okuduğum yıllarda, müziğe olan, ama bu alanda hep geç kalmışlığın acısıyla yüklü büyük tutkumu belki bir bakıma avutabilir düşüncesiyle, o sıradaki nice yoksunluklarımıza karşın aldığımız piyanoda, içimden duyduklarımı belki saptayabilirim umuduyla dört uzun yıl boyunca bir şeyler yapabilmek için uğraşıp durmuşumdur. Yüzlerce deneme, arayış içinde, bugün opus sayısı taşıyan ilk yapıtım 1945 yılında tamamlandı. Yaylı Çalgılar Dördülü için bu yapıtın partitürü üzerinde özellikle "klâsik" tanımı da yer almaktadır. Burada Karl Berger'in öğrencisi olduğum devreden de söz etmem gerekiyor. Karl Berger'den ders almaya gittiğim zaman yalnız klâsikleri değil, çağdaşlarımızı da oldukça tanır durumdaydım. Debussy, Ravel, Sibelius, Strauss, Falla'yı çoktan biliyordum. Stravinski'ye ve Bartok'a tutkulanmıştım. Dizisel yöntemi kabataslak, kuramsal olarak biliyordum. Böyle olunca bir ses uyumu dersinde, daha başta, tınaşların uyumlu uyumsuz diye ayrılması, kakışmaların ürkünç sayılması mantığıma da duygularıma da aykırı geliyor, ters etki yapıyordu. Bu nedenledir ki rahmetli öğretmenim Berger'in öğretmeye çalıştığı tüm kuralların tersine göre ortaya koyulmuş bir ödevle ertesi derse gitmek hınzırca sevincim oluyordu.
Birkaç aylık ses uyumu dersi dışında, Batı tekniğiyle yazılacak bir küğ (müzik) için gerekli her konuyu, dinlediğim plaklardan edindiğim sezişle ya piyanodaki kendi uğraşlarım ya da okuyabildiğim birkaç kitaptan kendi kendime öğrenmeye çalıştım.
İlk yapıtımdan sonra beş yıl, başladığım hiçbir yapıtı bitiremedim. Durumumun özelliği beni beş yıl süreyle bir bağdar olabilip olamayacağım kuşkusu içinde bırakmıştır. Bu üstelik o güne değin öğrenim alanına girmiş ve benim de birazını öğrenebilmiş olduklarımın yanında, sezgilerimin ve duygulanışımın çok daha ötede çağdaş dünyanın verilerine açık bulunmasından doğan bir durumdur.
Geçmişte yapılmış olanların kurallarını öğrenebilirsiniz. Dahası, çağdaşlarımızın neler yaptıklarını da örneklerle görebilir, inceler, anlayabilirsiniz. Ama verilmiş, gerçekleşmiş olanlardan başka tür bir şey ortaya koymak gereği söz konusu olunca, artık kimseden bir şey öğrenmenize olur yoktur, yapayalnızsınızdır.
Op. 4, Klarnet, Piyano için Eğlenceler, daha önce yazdığım "Üçlü Sonat"ın hava yönünden ağırlığı, biçim yönünden geleneğe bağlı kalışı, böylece çok ağırbaşlı bir yapıt olmasına tam bir tepki olmak üzere ortaya çıkmıştır. Önceden belirli bir biçim anlayışına bağlanılmadan özgürce yazılmış üç parçacık vardır ortada. Bu sonuçta, o yıl plâktan dinlemiş olduğum Alban Berg'in Op.5 Klarnet, Piyano için Dört Çalışma'sının çok uzaktan da olsa bir etkisi bulunduğu düşünülebilir. 1955'de biten bu yapıt, yazıldığından 11 yıl sonra, 1966'da ilk kez çalınmıştır. Benim için büyük bir şaşırtı olmuştur. Muammer Sun, öğren¬cileri İstemihan Taviloğlu ve Zeki Evyapan'ı bu işe gönüllendirmiş ve yapıt bu üç müzikçinin çabalarıyla Ankara Radyosu'nda çalınıp banda alınmıştır. Her şey olup bittikten sonra bandın bir kopyasının elime geçmesiyle, ilk kez bir yapıtımın seslendirilmiş olduğunu öğrendim.

YOKLUK EVRENİNDE DÖNÜŞÜM

Seslendirilmesi için yarışma

açtım, tek aday katıldı


Keman ve piyano için yazdığım Op. 29 "Yokluk Evreninde Dönüşüm" çok uzun süreli bir tasarlamanın ve hazırlığın ürünü. Yapıtı önce iki piyano ve vurma çalgılar için bir küğ olarak düşünmüştüm. İki yıl sonra yeniden ele alınca bu kez keman ve piyanoya uygulayarak 10 gün gibi kısa bir sürede bitirdim. Bu yapıtı en iyi seslendirecek ikiliye ödül vermek üzere bir yarışma açtım. Yarışmaya sadece Leda Cenaz ve Banu Perk katıldı. Bu ikili tarafından ilk biçimiyle seslendirildikten sonra yapıtı tekrar ele alıp küçük değişiklikler yaptım. Yapıt bu ikinci biçimiyle de ancak ortadaki ağır bölümün sonuna dek, o sıralarda Köln'de bulunan kemancımız Saim Akçıl tarafından bir Alman piyanist eşliğinde çalındı, banda alındı. Tüm yapıt, ezgisel, ses uyumsal hem de tınısal başkama yönünden iki grup temanın varlığına dayanır. Yapıt, adını, her şeyin ölümlü, göreceli olduğu, bilgi dışından başlayan ve bilgimiz dışına yine yokluğa giden yaşamın, bu iki yokluk arasındaki durmadan değişen görüntülerinin bağdarca ses olarak yaşanmış bir serüveni sayılmasından almıştır. Yapıt, bağdar olarak gelişmemde herkesten önde etkisi ve yardımı olmuş dostum İlhan Usmanbaş'a sunulmuştur.
(Nurhan Olcayto / 7 Ağustos 2008 / TRT 3)

Linkler


Vikipedi biyografisi


* Bestecilerimiz Anlatıyor programı TRT-3 Radyosu’nda 1972 yılında yayımlandı. Programın amacı, müzikseverlere Türk bestecilerinin TRT arşivindeki kayıtlarıyla birlikte, eserler hakkında birinci ağızdan bilgi sunmaktı. 1970’de, TRT’de çoksesli müzik prodüktörü olarak çalışmaya başlayan Nurhan Olcayto, programı hazırlarken besteciler hakkında yazılı kaynaklardan bilgi bulabilmiş, ancak eserler hakkında bilgiye ulaşamamıştı. Dönemin TRT Çoksesli Müzikler Şubesi Müdürü Dr Erdoğan Saydam’la birlikte 14 besteciye mektup yazdı. TRT arşivinde ses kaydı bulunan eserleri hakkında bilgi istedi. Bu çağrıya Adnan Saygun, Ferit Tüzün, İlhan Baran, Ulvi Cemal Erkin, Necip Kazım Akses cevap vermedi. 17 Ocak 1972’de yayımlanan ilk program için Cemal Reşit Rey , TRT Harbiye Stüdyoları’na giderek üç eserini anlattı. Cemal Reşit Rey, TRT Harbiye Stüdyoları’na giderek üç eserini anlattı. Bülent Tarcan, Cenan Akın, Nevit Kodallı, Okan Demiriş, Yalçın Tura, Ertuğrul Oğuz Fırat, Ekrem Zeki Ün ise yazılı metinlerle cevap verdi. İlhan Usmanbaş, daha önce yayımlanmış, eserlerini anlattığı bir yazıyı göndermekle yetindi. Program yayımlandıktan 33 yıl sonra Nurhan Olcayto, TRT’den emekli oldu. Bu metinlerin yok olmamasını, genç kuşaklara ulaştırılmasını arzu ediyordu. Müzik Söyleşileri bu arzuyu yerine getiriyor.

 
< Önceki   Sonraki >
spacer.png, 0 kB