spacer.png, 0 kB
spacer.png, 0 kB
spacer.png, 0 kB
AMETİST/ Beş Mor Yakut'un başına gelenler
Imageistanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nda uygulama grubu olarak bir araya geldiler. Öylesine ciddiye aldılar ki yaptıkları işi, beş yılda iki ulusal yarışmanın sınavından geçip konser grubuna dönüştüler. Ametist Beşlisi, 2001'de İstanbul'da İş Sanat'ta verdiği konserle bir anda ünlü oldu. Albüm, sponsorluk teklifleri aldılar. Dışişleri Bakanlığı topluluk için birçok ülkede konser organize etti. Bu arada Türkiye'deki önemli uluslararası diplomatik toplantılarda konser vermeleri sağlandı. Fakat şöhretleri okul yönetimini rahatsız edince başlarına gelmedik kalmadı. Grubun kurucusu, klarnet öğretmeni Gürhan Eteke okuldan uzaklaştırıldı, mahkeme kararıyla geri döndü. Üyelerden üçü baskılar nedeniyle gruptan ayrıldı, yerlerine yeni üyeler geldi. Fakat tüm bunlar grubu yolundan alıkoyamadı. İşte tüm bu tuhaflıklar yaşanmadan, 2001 Nisanı'nda grupla yapılan ilk röportaj.

Kadıköy İskele Meydanı her ilkbahar müzikle şenlenir. Havalar ısınmış, sebze halinden bozma hapishane görünümlü konservatuvarın kış boyu sımsıkı kapatılan pencereleri aralanmıştır. Binanın üst katlarındaki dersliklerde egzersiz için üflenen trompetlerin, klarnetlerin, obuaların, gayretle çalınan kemanların ezgileri, kozasından yeni çıkmış birer kelebek gibi açık pencerelerden aşağı süzülür. Vapura, otobüse yetişmek için koşuşturan telaşlı kalabalığın arasında dolaşır. Martı çığlıklarını aşıp denizde kaybolur.

Bazen prova yapan düoların, triyoların, kuartetlerin hatta orkestranın ezgileri dolaşır meydanda. Kırık dökük notalar yerini konser parçalarına bırakır. Konservatuvarın önünden koşarcasına geçen Kadıköylüler için, 20-30 saniyeliğine de olsa, bu müziği yakalamak gerçek bir mutluluktur. Sabah iş yolunda, akşam eve dönerken bu büyülü atmosferin içinden geçmenin sevincini yaşarlar. Şimdiye kadar hiçbir konservatuvar yöneticisi provaları sokağa çıkarmayı, müziği günlük hayatla buluşturmayı akıl edemediğinden paylarına düşenle yetinmek zorunda kalırlar.

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nın binası tam 41 oda müziği topluluğuna ev sahipliği yapıyor. Topluluklarının amacı öğrencilere birlikte müzik üretme disiplini kazandırmak, uygulama gereksinimlerini karşılamak. Ama içlerinden biri diğerlerinden farklı. Beş yıllık ömrüyle aralarında en uzun yaşayanı. Beş klarnetçi kızdan oluştuğu için Türkiye çapında benzersiz olanı. Ve aynı zamanda ulusal yarışmalara katılmaya, uluslararası festivalde konser vermeye hak kazananı: Ametist Beşlisi.

Mor yakut gibi sihirli

 

Image"Klarneti erkek egemenliğinden kurtaracağız" diyor grup üyesi Hande Sarıcı muzip bir ifadeyle. Öğretmenleri Gürhan Eteke'nin konservatuvardaki odasında, zaferle sonuçlanan iddialı bir maçtan sonra rahatlamış bayan voleybol takımı havasında oturmuş, kendilerini anlatıyorlar. Odanın duvarlarında yarışmalarda aldıkları takdir belgeleri, basında çıkan övgüler, "genç yakışıklı" idolleri klarnetçi Paul Meyer ve diğer virtüözlerin fotoğrafları asılı. Saatlerdir süren gerginlik sona ermiş. Konservatuvarın prova salonunda düzenlenen olağan karma konserde Piazzolla'nın 'Histoire du Tango'sunu seslendirmiş, dinleyicilerin ayaklarını yerden kesmişler. Şimdi keyifleri yerinde...
Sözü Filiz Yılmaz alıyor: "Çok çalışıyoruz iyi olmak için, fakat şunu kabul etmek lazım: Aramızda uzun zaman birlikte çalmakla kazanılan bir uyum söz konusu ve beş bayan olmanın sahnede büyük avantajı olduğunu görüyoruz. Herkes, sizin başka bir havanız, etkileyiciliğiniz var, diyor..."
Gerçekten de beş genç kızın yaptığı müziğin, sevgiyle yaklaşıldığında tedavi edici özelliği olduğu inanılan mor yakut (ametist) benzeri sihirli bir etkisi var. Sahnedeki özgüvenleriyle, çalgılarındaki rahatlıklarıyla dinleyicilerini avuçlarının içine almayı beceriyorlar. Bazı dinleyicileri ağlıyor konserde. Hande'nin söylediklerine bakılırsa, konser sonrasında onların da hızlarını alamayıp ağladığı oluyor.
Ametist üyelerinin beraberliği 1993'e kadar uzanıyor. 1989'da klarnet sınıfına giren Hande (22) ve Selda Argeşo (24) dört yıl sonra ilk kez düetler çalmak için bir araya geldi. Aynı günlerde Beste Karaçetin (19) ve Filiz (19) bir başka trioda birlikte çalıyordu. 1996'da aralarına Nazlı Dede'yi (19) de alarak Ametist Beşlisi'ni kurdular. Üç yıl birlikte çaldılar. 1999'da bir yaz tatili boyunca birbirlerinin evlerinde buluşup, saatlerce çalışma pahasına İKSV'nin sınavını kazanıp 28. Uluslararası İstanbul Müzik Festivali kapsamında konser verdiler. Geçen yıl harçlıklarını toparlayıp hocalarıyla Paris yolunu tutan beş genç kız gıcır gıcır Buffet -Crampon klarnetlere kavuşunca o şevkle ANAÇEV'in düzenlediği Genç Yorumcular Oda Müziği Yarışması'nda da ödül aldı.
Ametist üyeleri kişisel egzersizlerini, okuldaki ödevlerini bitirdikten sonra, yıl boyunca haftada üç kez bir araya gelip üçer saat çalışıyor. Konser öncesi bu tempo günde dokuz saati bile buluyor. "Akşam okuldan kovulana kadar çalışıyoruz. İzin verseler daha fazla kalacağız. 19.30'da kapı dışarı edilince Selda'nın evine gidip orada sürdürüyoruz provaları, yaz boyunca onun evinde çalıştık. Çabamız ve başarımız garip şekilde görmezlikten geliniyor" diye yakınıyor Hande. Bu kadar çalışmanın sonucunda Mozart'tan Albeniz'e, Piazzolla'dan J. Françaix'ye kadar her dönemden 50'ye yakın eser var repertuarlarında. Dört ya da beş klarnet için yazılmış eserler çok sınırlı olduğu için çoğu uyarlama. Profesyonel konser gruplarını kıskandıracak, adlarına yazılmış besteler bile var repertuarlarında. İş Sanat 'ta çalacakları Cantonade ve Vals, Dört Klarnet için Süit böyle özel eserler mesela...
Beş genç klarnetçi İş Sanat Konser Salonu'nun yeni yeteneklere fırsat sunmak için başlattığı "Genç Topluluklar" projesinin ilk konuğu olacak. Beste'nin ifadesiyle, grup çok önemli uluslararası virtüözleri ağırlayan salondaki bu yeni açılımın ilk konserini vermenin ne denli ciddi sorumluluk olduğunun farkında. Ametist haftalardır arı gibi çalışıyor.

Yüzme, dağcılık ve kek tarifleri

 

Ametist üyeleri grup dışında birçok uğraşıyı bir arada götürüyor. Selda, Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği mezunu Marmara Üniversitesinde master öğrencisi, Siemens'de yazılım uzmanı. Filiz lisanslı voleybolcu, dağcı, yaz aylarında sevdiği sanatçılarla tanışmak için Müzik Festivali'nde görevli, tüm bunların yanısıra Borusan Filarmoni'de klarnetçi. Nazlı yedi yıldır Galatasaray'da su balesi yapıyor, lisanslı milli sporcu. Hande çeşitli toplulukların üyesi. "Benim de yemek lisansım var" diyor Beste gülerek konu uzmanlık alanlarından açılınca. O da CRR Senfoni'de çalıyor.
Anlattıklarına bakılırsa Ametist tam bir kızlar kulübü. Müziğin yanısıra hayatı, sırlarını paylaşıyorlar birbirleriyle. Spor yapıyor, geziyor, birlikte klasik ve cazın yanısıra Teoman, Ricky Martin, "bayıla bayıla" Laço Tayfa dinliyorlar. (Klarnetçi Hüsnü Şenlendirici'yle workshop yapacakları için sevinçliler). Sık sık tartışıyor, bazen kavga ediyor, ama birbirlerine küsmemeye çalışıyorlar. Barıştırma görevi grubun "Pollyanna"sı Selda'ya ait. Yemekte iddialılar. Hande soslu yemekler uzmanı; Nazlı börek ve mantı. Beste keklerde iddialı. Yemeklerden konuşurken Hande espriyi patlatıyor: "Gördüğünüz gibi bu işi beceremezsek evde kalmayacağız..."
Aslında "becerememe" gibi bir endişeleri yok. Hele 2002'de Strasbourg Müzik Festivali'nde katılacakları yarışmayı kazanırlarsa önleri iyice açılacak. Amatör oda müziği topluluklarını yaşatamayan İstanbul atmosferinde soluk alamazlarsa Avrupa'yı deneyecekler. Tek sorunları destek eksikliği. Eğer yeterli destek sağlanamazsa grubun mezuniyete hazırlanan üyeleri kendi imkanlarıyla yurtdışına gidecek. Kalanların yeteneğini de bizler, hayatın sıradanlığı içinde eritivereceğiz.

 


Öğretmenleri Gürhan Eteke
Ametist'i anlattı

 

Nefesli çalgılardan, özellikle aynı enstrümandan topluluk kurmak çok zordur. Anlaşmazlıklar çıkar. Grup yürümez. Ametist okuldaki diğer gruplar gibi eğitim amacıyla başladı. Fakat üyeleri bu işi ciddiye aldı. Çok disiplinli bir çalışmayla, kaliteli, uyum açısından örnek bir grup oluşturdular. Salt klarnetçilerden ve kızlardan oluşması açısından Türkiye'de örneği yok. Eğer gerekli desteği bulabilirlerse yurtdışında şansları olabileceğine inanıyorum. İstanbul gibi büyük bir şehrin birkaç oda müziği topluluğunu bile barındıramadığını düşünürsek, Türkiye'de şanslarının ne olacağı malum...

 

(Serhan Yedig / İş Müzik Nisan 2001 / 31 Mart 2001 Hürriyet)

 
< Önceki   Sonraki >
spacer.png, 0 kB