spacer.png, 0 kB
spacer.png, 0 kB
spacer.png, 0 kB
ARA DİNKÇİYAN / Manol’un udu konuştu, ben dinledim

Image19’uncu yüzyılın sonunda İstanbul’da yaşamıştı Manol Usta. Udun “Stradivarius”uydu. Yaptığı enstrümanlar bugün ABD’deki Metropolitan Müzesi’nde sergileniyor. New York’ta yaşayan Ara Dinkçiyan (Dinkjian) birkaç yıl önce bir dostundan Manol yapımı ut aldı. Ve “Manol’la Sohbetler” albümüne uzanan ilginç macerası başladı...

 

 

Ut teknesini ceviz ağacından yapardı Manol Usta. Diğer ustalar ağacın eğilme tehlikesine karşı, teknenin sırtını ince dilimlerle örerken, o işlediği ağaca güvenirdi. 25 yerine, 19-21 dilimde bitirirdi. Bazı büyük parçaların içini oyar, enstrümanı hafifleştirirdi. Göğüste “müzikal” ağaçlardan ladin, köknar ya da erik kullanırdı. Göğüs tahtalarının su yönünün, tellerle aynı doğrultuda olmasına dikkat ederdi...
Tüm bu bilgileri Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi ve müzik araştırmacısı Cem Behar’ın 1997’de P Dergisi’nde Imageyayımlanan “Ud’un Manol’u, kemençenin Baron’u” başlıklı yazısından öğreniyoruz. Behar, aynı yazıda Manol yapımı utları farklı kılan ses özelliğini de anlatıyor: “Hem çalınışları kolay, yumuşak hem de rezonans yapan hacmi diğer yapımcıların utlarından geniş olduğu için tınlama fazla, çıkan ses daha tok, dolgundur.”
Yine aynı yazıdan öğrendiğimize göre, 100 yıl sonra, bugün Manol Usta’dan geriye 30-40 ut kaldı... Her biri binlerce dolar ediyor... Ve Manol yapımı bir enstrümana sahip olmak ayrıcalık...

İlk kez stüdyoda çaldım

İşte bu nadide çalgılardan biri, birkaç yıl önce Ara Dinkçiyan’ın karşısına çıktı. “1907 yapımı ut Türkiye’den ABD’ye getirilmiş. Yaklaşık 50 yıldır arkadaşım Jack Tataryan’ın dolabında, kullanılmadan duruyormuş. Varlığını biliyordum, fakat kendisini hiç görmemiştim. Taa ki Jack bana hediye edene dek...” diyor Ara Dinkçiyan geçen Imagehafta New York’tan öyküsünü telefonda anlatırken. Grubu Night Ark, Sezen Aksu ve Kardeş Türküler’le yaptığı çalışmalarla tanıdığımız Ara Dinkçiyan’ın Manol macerasının ilk adımı bu olay...
“Udu alıp arkadaşım Haig Manukyan’a götürdüm. Orjinal parçalarına dokunmadan restore etti. Bir kenara koydum. Fakat öyküsünü çok merak ediyordum. Kim bilir kimler, nerelerde çalmıştı, enstrüman nelere tanık olmuştu... Şair arkadaşım Lola Kundakciyan bir şiir akşamında kullanılmak üzere solo ut müziği isteyince, kaydetmek için stüdyoya gittim, yanıma da Manol’un utunu aldım. O güne kadar hiç denememiştim. Kayda başladık, prova yapmadan emprovizasyonlar çalıyordum. Bir süre sonra çalmadığımı, udu dinlediğimi fark ettim. Albümde tek nota çalıp beklediğim, dinlediğim bölümler bunlardır. Sanki kendi kendine çalıyor, öyküsünü anlatıyordu. Belki atölyesindeki Manol’dan belki de İstanbul’dan bahsediyordu. Bu sesteki tınıyı, kokuyu, lezzeti kavramaya çalıştım. Fantazilerle dolu bir yolculuk gibiydi. Albümü tek seferde kaydettim, hiçbir düzeltme ya da ek kayıt yapmadan, olduğu gibi yayımladım.”

Orkestra gibi

Kayıttan, yani 2011 Ekimi’nden bu yana asırlık çalgıyla dostluğu sürüyor Dinkçiyan’ın. “Mikrofon devresi yok, bu nedenle konserlerime götürmüyorum. Sadece evde çalıyorum. Belki ahşabın dinlenmiş olmasından, belki tutkalından... Nedenini bilememekle birlikte çok özel, diğer enstrümanlarda olmayan derin bir sesi olduğunu söyleyebilirim. Yine de ses tonu, benim istediğim gibi değil. Kendi istediği tonda çalıyor. Ama öylesine güzel ki, kulağıma orkestra gibi geliyor.”
Dinkçiyan’ın ABD’de geçen mayısta yayımlanan “Conversations with Manol” albümü bu hafta Kalan Müzik tarafından Türkiye’de yayımlandı. İki CD’den oluşan kutuda, dörtlüsüyle kaydettiği ve ABD’de temmuzda piyasaya çıkan “Finding Songs” albümü de yer alacak.
Diyarbakır göçmeni bir aileden gelen müzikçi, 2009’da ilk kez 80 yaşındaki babası Onnik Dinkçiyan’la birlikte Diyarbakır’a gitmiş, Kardeş Türküler’le konser vermişti. Konsere halk müziği sanatçısı olan babası da katılmış, Diyarbakır lehçesi Ermenice’yle yerel türküleri söylemişti. Dinkçiyan “Ailemizin göçtüğü toprakları görmek, burada türküler söylemek bizim için ne kadar etkileyici bir deneyimdi, sözcüklerle anlatamam” diyor. Baba oğul, şimdi Diyarbakır aksanıyla söylenen Ermenice yerel türkülerden bir CD kaydetmeyi planlıyor...   
(Serhan Yedig / 1 Aralık 2013 / Hürriyet)

UT ONUN ELİNDE MÜKEMMELLEŞTİ

Rum asıllı enstrüman yapımcısı Manol, gerçek ismiyle Emmanuel Venios, 1838’de Ege’deki Kiklat Adaları’ndan Foleandros’ta doğdu. Genç yaşta İstanbul’a gelip, Galata’da mobilya cilacılığına başladı. Enstrüman yapımını daha sonra öğrendi. 22 yaşına geldiğinde şehrin en ünlü lüthiyelerinden biriydi. Gitar, lavtayla başlayıp ut yapımında uzmanlaştı. Kendi geliştirdiği teknikle ürettiği hafif ve yüksek kaliteli ses veren utlarla kısa zamanda şöhret oldu. Küçük gövdeli, bugün Türk udu olarak bilinen modeli ve kadınlar için zenne udunu mükemmelleştirdi. Çalgıları mesleğin zirvesi kabul edildi. Klasik kemençe, mandolin, tanburlar da yaptı. Aşırı titiz, huysuz bir karakteri vardı Manol’un. Atölyesine ziyaretçi kabul etmez, pazarlıkçı müşterileri dükkanından kovardı. Saray ve zengin aileler için sedef kakmalı, fildişi, bağa utlar da yaptı. Fakat meşhur enstrümanları en sade olanlardı. 1914’te öldüğünde ut yapımında yarattığı geleneği çırağı, Üsküdarlı Bahriyeli Mustafa Usta devraldı. O da 1935’te öldü. Manol’un kardeşi ve oğulları da enstrüman yapımcısıydı. Fakat ut yapımında Manol kadar başarılı olamadılar.  

 
< Önceki   Sonraki >
spacer.png, 0 kB