spacer.png, 0 kB
spacer.png, 0 kB
spacer.png, 0 kB
AŞIK VEYSEL / Çünkü insanın nefsi var

Image70 yaşına gelen Aşık Veysel'e bir radyo röportajında “sizden geriye neyin yadigar kalmasını dilerdiniz” diye sorarlar. “Henüz yolun başındayız” cevabını verir. Toprak sevgisini anlatırken şunları söyler: “Cömerttir, aldatmaz, kimsenin hakkını yemez. Ceza versen de sana sevgi gösterir. Toprak tabiatlı adam azdır. Çünkü insanın nefsi var.”

Söze nasıl başlamak istersiniz? Size bırakalım Aşık..
-1894’de dünyaya gelmişim. Annem, rahmetli koyun sağmadan gelirken yol üzerinde dünyaya Imagegetirmiş. Eve getirmişler. Yedi yaşına kadar ben de herkes gibi koştum, seyrettim, güldüm, oynadım. Yedi yaşında çiçek hastalığından iki gözümü kaybettim. Ama bu 70 senelik bir hayat bir günde, bir ayda tamamlanacak gibi değil ve tamamlanamaz da fakat ben sorunuza karşılık onları anlatmak mecburiyetindeyim.
Doğumunuz yol üstünde olmuş, ondan sonra da bütün hayatınız yollarda geçti gibi bir şey sanırım.
- Evet öyle oldu. O da Ahmet Kutsi Tecer, Sivas’a muharip müdürü olduğu zamanlar. 1930’da... Orada bir şairler gecesi tertiplemişti. Çağırdı bizi gittik orada çaldık çağardık. Ondan sonra serbestledik bayağı bayağı açıldık. Fakat evvelleri köyden dışarı çıkmış değildim. Gidemiyordum, işte ondan sonra Kutsi Bey bize bir kağıt verdi "Halk Şairidir” diye. Ondan sonra; Adana, Mersin… Bu ana gelinceye kadar 40 vilayet gezmişim kazalar hariç.

Çiğdem topladığım yerler

hayalimde yaşıyor

Yedi yaşında çiçek hastalığına tutulduğunuza göre acaba çocukluk günlerine, yedi yaşına kadarki yıllara ait anılar var mı hiç?
- Çiğdem topladığım yerler, gezdiğim yerler bir rüya gibi şimdi hayal hayal kafamda yaşar.
Peki babanızdan annenizden bahseder misiniz?
- Babam çiftçiydi. İsmi Ahmet idi. Fakat Ahmet olduğunu köylü bilmezdi Karaca diye anarlardı. Çiftçiydi, tabii fakir bir adamdı. Annemin ismi Gülizar’dı. İkisinin de ölümü 8 ay sürdü; evvel anam vefat etti sonra babam.
Aşağı yukarı 40 yaşına kadar köyde kalmışsınız. Ne yaptınız? Hep şiir mi yazardınız? Türkü mü söylerdiniz?
- Hayır, o zamanlar şiir yazmıyordum. Eski şairlerin şiirlerini, deyişlerini ezberliyordum, çalıyordum, söylüyordum. Babam rahmetlik çok bilirdi. Ezberlemişti eski aşıklardan hatta evvela bana Kul Abdal’dan bir şiir (“Takdirden gelene tedbir kılınmaz”) ezberletti. İkinciye yine Kul Abdal’dan bir şiir (“Nedendir”) ezberletmişti.
70 yıldır köyü terk etmediniz gezmeler hariç.
- Edemem.

Vasiyetimdir, doğduğum

yoldan ölüme gideceğim

Çok seviyor musunuz Sivrialan Köyü’nü?
- Seviyorum. Çünkü orada teneffüs etmiş benim vücudum, kanım, her şeyim. O kokuyu unutamıyorum. Şimdi hatta çocuklara şunu tembih ediyorum; ben öldüğümde, annem nereden doğurmuş getirmişse, hangi yoldan gelmişsem o yoldan götürün beni... Bir yer tarif ediyorum; o doğduğum yere beni koyun.
Peki ölümü nasıl görüyorsunuz? Ölüm için ne düşünüyorsunuz?
- Ölüm için kim ne düşünebilmiş ki ben ne düşüneyim? Ölümü mübah biliyorum ben.
Yaşamak kadar değil mi?
- Evet yaşamak kadar.
Ölmek hakikaten yok olmak mı, yoksa devam eden nedir?
- Devam eden, insanların geriye bıraktığı bir eserdir. Yoksa insanlar vücuden bir gün bakarsın yok olmuş gitmiş ot gibi kaybolmuş ama insan olanlar bir eser bırakırsa, o kendini yaşatır. Benim kanaatim böyle. Kendini yaşatacak insanların eseri...

Atatürk radyoda dinlediği akşam

beni aramış, bulamamış

Radyoda ilk defa ne zaman okundu türkünüz?
- Radyo daha İstanbul'a idi. Ankara’ya kurulmamıştı. Oraya gittik. Mesut Cemil Bey vardı Allah rahmet etsin. Dedi ki; “iyi söyleyin, dünyanın her tarafı dinleyecek…” Ben de her tarafa duyurmak için fazla bağırmak icap ediyor zannettim. “Hiç kendini üzme. Yalnız, kelimelerin düzgün, açık olsun, öksürüp pıskırma. Bu yeter” dedi. “Yoksa ne kadar hafif söylersen duyulur.” dedi. Ondan sonra çaldık söyledik. İstanbul halkından bir çiçek geldi masanın üstüne. Orada da kapıda birisi bekliyormuş Arap Kirve Mehmet isminde birisi Kuledibi’nde kapıcıymış bir apartmanda. Radyoda duyunca koşa koşa gelmiş. Bizi oradan çıkar çıkmaz aldı götürdü.
Evine götürdü?
- Evine götürdü. Biz çıktıktan sonra rahmetli Atatürk, Dolmabahçe Sarayı’ndan telefon ediyor; “Onlar kim idi bana gönderin” diyor. Mesut bey de; “Çıktılar adreslerini bilmiyorum” diyor. Polis müdüriyetine telefon ediyorlar, İstanbul’u arıyorlar 12'ye kadar. Yok.. Yok.. Biz zemin katta adamın evinde çalıp çağırıp eğleniyoruz. Sabahleyin tekrar radyo evine geldik. Mesut Bey “Yahu neredeydiniz? Bir fırsat kaçırdık ki” dedi. “Hayrola neymiş?" diye sorduk. Mesele bundan ibaret dedi. “Ee ne yapalım?” dedik. “Valla başka türlü bir şey yok elimizde” dedi “Ben bir mektup yazayım Yaver Şükrü Bey’e alın götürün, sazı da alın gidin bakalı ne çıkacak” dedi. Gittik vardık. Yaver Şükrü Bey’e mektubu verdik, açtı okudu. “Ne yapayım?” dedi. “Şansınız yaver gitmedi akşam 12’ye kadar İstanbul'u alt üst ettik bulamadık ama” dedi. “Şimdi o bir keyif zamanıydı. Şimdi söylemek imkansız söyleyemem” dedi. “Böyle bir zaman gelir hatırlarsa, sizi nerede olursanız buldururum” dedi ondan sonra gittik. Hâlâ gidiyoruz...
Sonra görüşemediniz mi?
- Görüşemedim, kısmet olmadı.

Topraktan büyük nimet olmaz

Anneniz de babanız da siz de bütün zamanınızı köyde geçirmişsiniz. Toprağa bağlılığınız, toprağı böyle sevişiniz bu yüzden mi?
- Toprak çok büyük çünkü her şeyi o veriyor. Toprak her şeyde cömerttir, kimsenin hakkını yemez. Toprak kimseyi aldatmaz. Yeter ki çalışmak toprağı evere getirmek var yoksa topraktan büyük ne bileyim nimet olmaz.
Toprağa duyduğunuz güven, sevgi insanlar içinde var mı? O kadar kuvvetli mi?
- Biz çoğu zaman aldatırız birbirimizi; kötülüklerimiz olur kinlerimiz olur, hırslarımız olur.
Toprak gibi değiliz insanlar.
- Değiliz evet. Var içinde var ama nadir bulmak, aramak herkes olamıyor. Toprak tabiatlı adam pek azdır. Çünkü insanların yaratılışında bir nefis diye bir şey var. O nefis olduğu gibi muhakkak bir yerde bakıyorsun hiddetleniyor, hırsa geliyor bunlar oluyor insanlarda. Ama toprakta yok bunlar. Toprağa ne kadar ceza yaparsan o kadar sevgi gösteriyor sana verim gösteriyor, veriyor. Ona hakaret ettikçe o sana iyilik yapıyor toprak ama insanların ufacık bir şeyine dokunursan o sana üç mislini yapmak istiyor.
Ama yine de sizin türkülerinizde, sizin şiirlerinizde bu yaşamayı yüceleyen büyükleyen bir şey var değil mi? Yaşamak önemli yani sizde.
- Evet önemli, ama işte insanlar malum ya benim sözlerim böyle insanları iyi yola teşvik etmek iyi geçinmek, kardeşlik destanında anlattığım gibi; “Allah birdir Peygamber Hak / Rabbül âlemindir mutlak / Senlik benlik nedir bırak / Söyleyim geldi sırası”.
Bu olması iyi ama herhalde bu da bir tabiatın kanunu. Öyle olmasa o da olmuyormuş. Böyle lazımmış ki öyle yaratılmış. Çünkü siz bizi, biz sizi, öteki onu öbürünü çekemeyecek tenkit yapacak öbürüsü daha iyi yapmaya çalışacak bu da lazımmış demek ki.
Ama toprak tabiatta olmak varken böyle barış içinde dostça yaşamak varken niye düşeriz birbirimize?
- Nefis diye bir nesne koymuşlar bize. O rahat koymuyor bizi.
Sizden son istediğimiz şu olacak; bu 70 yıllık yaşantıdan sonra bizim bantlarımızda sizden son bir yadigarınız olarak neyin kalmasını istersiniz?
- Şimdi işin sonuna gelmediğim için bir şey söyleyemeyeceğim.
Tabi Allah göstermesin daha başı bu. Allah kısmet ederse ama şimdi ne diyelim “Allah ısmarladık gidiyorum” desem belki ölmeyiz yalan çıkar.
(TRT Radyoları / 1964)

 
< Önceki   Sonraki >
spacer.png, 0 kB