spacer.png, 0 kB
spacer.png, 0 kB
spacer.png, 0 kB
TİMUR SELÇUK / Hafif müzik bugünün halk müziğidir

ImageBesteci, piyanist, şarkıcı Timur Selçuk 1987’de yayımlanan röportajda Türk pop müziğinin o günlerini anlatıyor.

 

 

Sayın Timur Selçuk, hafif müzik kavramı, size neyi ifade ediyor?
Image- Atilla Özdemiroğlu, çağdaş halk müziğidir, diyor. Yüzde 100 katılıyorum buna. Halk müziği gibi, sözüyle, müziğiyle, bugünün yaşamına eşlik eden, bugünü anlatan, bugünü yansıtan çalışmalar. Bugünün halk müziğidir, diyorum ben de. Her ne kadar Atilla'nın saptaması çok cesur da olsa, ben de buna tamamiyle katılıyorum.
Bu geniş müzik yelpazesinde bestelerinizi nereye koyuyorsunuz?
- İlk bestelerim, 1966 ile 69 yılları arası hafif müzik akışı içinde. 70'den sonraki dönem için bunu kullanamam. Daha çok tiyatro müzikleri, kabare türü müzikler ya da çağdaş lied'ler doğrultusunda çalışmalarım oldu. Bugün ise hafif müzikle hiç alakam kalmadı. Türkiye'ye döndüğüm 1975 yılından bu yana hiçbir ilişkim yok diyebilirim. Düzenleme dahi yapmıyorum. Bu sevmediğim anlamında değil, ilgilenmediğim anlamında değil, yakından takip etmeye çalışıyorum, çok zor olsa dahi, ama artık benim yolum ayrıldı.
Bunu bir aşama olarak mı değerlendiriyorsunuz?
- Hayır… Belki şimdi yaptıklarım hafif müzik türündeki çalışmalarımdan çok daha geride. Ama ben kendi içimde, kendimle hesaplaşma yaptığım zaman, bir aşama yaptığıma inanıyorum. Ama bu paylaşılmayabilir.
Mevlana adlı bestenizi, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası, son olarak kasım ayında (1986) seslendirdi. Bu bestelerinizin klasik müzik orkestraları ile çalınması ve klasik müzik dinleyicilerine ulaşması konusundaki düşünceleriniz?
- Bizde, opera, senfoni orkestralarının izleyicileri daha dar çevreli ve çok sesli müzikten hoşlanan (aydın!) bir kesimdir. Gençler de giderek daha çok ilgi duyuyor, ama hiçbir zaman Türk Halk Müziği, Türk Sanat Müziği ya da hafif müzik izleyicisinin yoğunluğu bu konserlerde yok. Dolayısıyla, bizim bu türde yaptığımız çalışmalar, daima meraklısı tarafından dinlenmiş müzikler. Çoksesli çağdaş müzik deyince, hep Batı müziği gelmiş akla. Ve kulaklar o doğrultuda alışmış. Yani ya o majör minör tonlar ya da o or-kestralama biçiminde kulaklar şartlanmış. Bir opera dendiği zaman, ister Alman, ister İtalyan olsun, o kalıplar içinde zevkler oturmuş, yerleşmiş. Çağdaş Türk bestecileri, yeni biçimler, yeni deyişler, bizim malzemelerimizden yola çıkarak, kabil olduğu kadar evrensel ya da bazı eserlerin yerel yanı daha ağır basabilir, ister istemez dinleyicinin kulağını da, icracının, orkestra şefinin kulağını da zorluyorlar ve onlardan diğer eserlerde olduğundan fazla dikkat, titizlik ve yorumda incelik bekliyorlar. Toplumumuzun kulağı büyük oranda teksesli müziğe alıştırılmış. Esere iki ses bile koysanız, takip etmek, özel bir çaba gerektiriyor ve çok zor geliyor. Dolayısıyla, yazarken de bizler izleyiciyi düşünerek zorlanıyoruz. Maalesef bu temel sorun, Türk bestecilerini daha uzun süre zorlayacak ve zorlamaya devam edecek. Bizim İstanbul Oda Orkestra'mız 10 yıllık geçmişe sahip. Çok sık olmamakla birlikte konserler veriyoruz. Bir de uzunçalar yaptık.
Çağdaş Müzik Merkezi, 10. kuruluş yılını kutluyor bu yıl. Genç kuşakların müzik seçiciliğini bu tür kuruluşlar nasıl etkiliyor?
- Müzik merkezimiz resmi kuruluşlara bağlı okulların kapsamında değil. Batı'da örneği görülen, boş zamanların ilkeli biçimde tiyatro, müzik, resim gibi sanatlarla değerlendirilmesi doğrultusundaki atölyelere benziyor. Sınav sistemimiz yok, konuya profesyonel anlamda bakmıyoruz. Hedef müzik yoluyla mutlu olmak. Sadece danışmanlık yapıyoruz. Yani müzikle mutlu oluyorsunuz, tek başınıza ya da bir arada. Biz yalnızca bir müzik atölyesiyiz. Müzik türlerinin kendi içinde en iyisine doğru bir seçiciliğe yönlendi-rebiliriz kişileri, o kadar.
Biraz da Türkiye'deki plak endüstrisinden bahsetsek, devletin katkısı nedir?
- Üretim aşamasında stüdyolarımızın artık vasıflı olduğuna inanıyorum. Ancak, aletlerden henüz yüzde 100 randıman alındığından emin değilim, Çünkü, uzmanlarımız bu konuda kendilerini henüz geliştirmedi. Avrupa'da bu konuda okullar var. Uzmanlar buralardan yetişiyor. Evet uzman konusunda sıkıntımız var ama makine konusunda bir sıkıntımızın olduğunu zannetmiyorum. Plak, basım-çizim ve hamur-macun konusunda sıkıntılarımız var. Macunun kalitesi, vasfı ve baskısı konusunda, henüz Batı kalitesine eriştiğimizi sanmı-yorum. Buna karşılık, kapak, poşet konusunda bizdeki karton ve grafiğin Avrupa'daki emsalleriyle yarışacak derecede iyi olduğuna inanıyorum.
Özel TV ve radyo kurumlarının müziğimize katkısı nedir?
-  Programlara baktığımızda, yüzde 70'inin Batı müziği olduğunu görüyoruz. Aynı kolaylıkların, bizim eserlerimize, bizim sanatçılarımıza tanındığı kanısında değilim. Nedenine gelince. Belli bir denetim mekanizmasının sonucunda bunlar seslerini ancak duyurabiliyorlar. Yeni yasa doğrultusunda, film denetim kurulu gibi müzik denetim kurulu da Ankara'da çalışmalarına başladı. Emniyetten bir görevli, bir asker ve de Kültür Bakanlığı'ndan bir görevli, çıkacak plakları, söz ve müzik açısından denetliyor. Yani sanatçıların telif haklarını koruma adına bir sansür mekanizması işletiliyor. Artık kaset ve plak olarak sizin basma yetkinizi de eli-nizden alıyor. Bir eserde suç unsuru varsa, o ülkenin ceza yasaları, savcıları, hâkimleri bununla ilgilenir. Bu bir kurulun yetkisinde değildir. Kimse çocuk değil, kandırılmasın, bizim toplumumuz da çocuk değil. Bunun uygar ya da demokrat bir Türkiye adına övünülecek bir durum olduğunu sanmıyorum. Bandrolleri versinler, ama bir işte suç unsuru var mıdır, yok mudur bıraksınlar, yasalar baksın. De-netleme Kurulu yargının yerine geçemez. İşte Türk sanatçılarının bu denetim mekanizmalarını aşıp da sesini radyo ve televizyondan duyurabilmesi mümkün değil. Ama bu konuda özel radyo ve TV'nin kurulmasının bizim müziğimize ben giderek katkısının olacağını zannediyorum. Finans kapital gruplarının yoğun desteğini gerektiren istasyonlar olacak bunlar, yani büyük maddi yatırım gerektiren kuruluşlar. Ve bunlar da büyük politik baskı gruplarını doğuracaklar. Özel TV radyo yayın kanalı arkasında yönetimi etkileyecek baskı grubunu bulunduruyor demektir. Dolayısıyla da kapitalist sistemin rekabetçi yanına kesinlikle güveniyorum. Devlet radyo ve TV'si kendisini toparlamak ve bu özel kuruluşlarla rekabete girişmek zorundadır. Ben kısa zamanda bu özel istasyonların kurulmasından yanayım. Eminim ki TRT teknik ve içerik açısından, ayağını daha sıkı basmak zorunda kalacaktır.
Eski bir denetim kurulu üyesi olarak, ölçütleriniz bir müzik denetim kurulu üyesinin ölçütleri neler olmalı? Denetim mekanizmasının size göre aksayan yönleri?
- Devlet olarak denetlemek onun hakkıdır. Özellikle eğitim veren kuruluşları. Ama tabii devletin bu denetimi hangi yönde kullanacağı da sorgulanmalı. Biz ekip olarak, arkadaşlarımızla büyük uyum içindeydik. Olumlu bir gayret, bir çaba görmek istiyorduk. Bizim önümüze gelen bir bandın mali portresi, bizi her zaman için saygıyla düşünmeye iterdi, örneğin, önümüze iki tane parça geldiyse, birini mutlaka geçirirdik. Bu ona güç verirdi, öbüründe de hakikaten pek bir şey yoksa, onu da bırakalım ama bir not yazalım, derdik. Geçmiş olmasına rağmen, parçanın ilgili-lerini bu durumdan haberdar ederdik. Bu da onların daha olumlu, daha iyi şeyler çıkarmaları için destekleyici olurdu. Ama eğer çok önemli bir engel varsa, "şunları halledin, tekrar getirin" derdik. Öbür toplantıda, mutlaka ele alır ve geçirirdik. Ve emin olun, başarı yüzdemiz, çok yükselirdi, bu uygulama sonucunda. Toplantılarımız basına ve sanatçılara açık olurdu. Tabii söz hakkı yoktu ama dinleyip not alırlardı. Tabii bu iki numara büyük ayakkabı fazla geldi. Ve 7 ay sonra her şey tepetaklak oldu. Toplantılar basına ve sanatçılara kapandı. Ve eski katı denetim kurulu haline geldi. Aslında denetim kurulları hiçbir zaman savunulacak kurullar değildir. Biz denetim kurulunu kısa bir sürede danışma kuruluna dönüştürmeyi planladık. Bir de rapor hazırladık. O rapor da Müzik Dairesi tarafından onaylandı. Sonra araya ara seçimler girdi. Her şey tepetaklak oldu. Zaten bizim de görevimize son verdiler. Danışma kurullarının çağdaş dünyada, yasaklar koyarak yerinin olduğuna inanmıyorum. Yalnızca
kurullardır. Müzik dairesiyle paralel çalışırlar. Ama hiçbir zaman programcının programına karışamazlar. O dilediği sanatçıyı, dilediği eseri çıkartır, programına. Sonra eleştiriler gelir, izleyiciden, danışma kurulundan, müzik dairesinden. Ama benim hayatımın 10 yılı dışarıda geçmiş. Ben ne kadar Türkçe düşünebilirim, orası ayrı mesele. Yaklaşımım budur. Yasaklardan yana değilim.
Eğitim dönemindeki denetimden yanayım, ama yaratıcılık dönemindeki denetime karşıyım. Bir ressamla, bir besteciyle ne kadar ilgilenir, bilemem ama bir şairle ya da bir söz yazarıyla ilgilenir. İşin içine söz giriyor diye. İşin içinde söz varsa, ceza yasaları ilgilenir de bunun ötesinde artık bence devletin yaparak bir şeyi yoktur.
(Esin Yüksek / 1 Mart 1987 / Gösteri)

 
< Önceki   Sonraki >
spacer.png, 0 kB