spacer.png, 0 kB
spacer.png, 0 kB
spacer.png, 0 kB
SEYFEDDİN ASAL / 1921’de Viyana’da Brahms konçertosu çalmış mıydı?

ImageKemancı Seyfeddin Asal, 1921’de Viyana’da Brahms’ın keman konçertosunu çalmış, orkestrayı ünlü şef Ferdinand Loewe yönetmişti… Asal, daha sonra Viyana Senfoni ve Viyana Filarmoni’nin baş kemancısı olmuştu. Bu bilgileri veriyor Gültekin Oransay “Batı Tekniğiyle Yazan 60 Türk Bağdar” kitabında. Merak edip konserin peşine düştüm. Bakın altından neler çıktı…

 

Geçmişin gazete kupürlerinden, haberlerinden yola çıktığımız Tarihten Yapraklar köşesinde bu kez yöntemi değiştirmeyi denedim. Çellist, akademisyen Reşit Erzin’le sohbet ederken öğrendiğim 95 yıl önceki bir konserin öyküsünü bulmaya çalıştım.
“Asal’ın konseriyle ilgili tüm ayrıntıları Gültekin Oransay’ın Batı Tekniğiyle Yazan 60 Tür Bağdar adlı kitabında bulabilirsiniz” demişti.
Müzikolog ve akademisyen Gültekin Oransay’ın 1965’te kendi kurduğu Küğ Yayınları’ndan yayımladığı kitap tükeneli yıllar olmuştu. Bursa’daki bir sahaftan edinip, heyecanla okudum konserin detaylarını.
Karmaşık bir dille yazılmış biyografide, soyadı Kanunu’ndan önceki ismiyle Seyfeddin Asaf’ın yeteneğini ilkokulda kanıtladığı, 1913’te 12 yaşında Viyana’ya gönderildiği belirtilmişti. Oransay’ın deyişiyle, “Viyana Devlet Küğ Akademisi”nden mezuniyetine bağlı olarak girdiği genel yarışmayı kazanan kemancı Asal, Ferdinand Loewe yönetimindeki orkestrayla Brahms’ın keman konçertosunu çalmıştı…
Oransay’ın belitmediği mezuniyet tarihi 1921 olmalıydı. Ferdinand Loewe o dönemde Viyana Konservatuvarı’nın müdürüydü. Ayrıca 1900 yılında kurduğu, Konzerthaus’ta konserler veren Wiener Concertverein (Viyana Konser Derneği) Orkestrası’nın şefliğini yürütüyordu. Biyografiden öğrendiğimize göre, Asal mezuniyetin ardından “Konzerthaus Orkestrası’nda birinci keman çaldı.” Bahsedilen orkestra 1933’ten bu yana Viyana Senfoni adıyla biliniyor.
Tüm bilgileri üst üste koyduğumuzda, Erzin’in bahsettiği, Oransay’ın biyografisinde belgelediği gurur verici konseri Seyfeddin Asal, Viyana Senfoni eşliğinde vermiş olmalıydı. Diğer seçenek Viyana Konservatuvarı Öğrenci Orkestrası olabilirdi ki, bu biyografiye girecek kadar önemli bir vaka sayılmazdı.
Aslında Asal’ın 1921-1924 arasında Viyana Senfoni, Viyana Devlet Operası Orkestrası, dolayısıyla Viyana Filarmoni’de birinci kemancılık yapması da müzik tarihimiz açısından başlı başına birer gurur vesilesiydi.
ImageFırsatı değerlendirip Viyana Senfoni’nin arşiv sorumlusu Ulrike Grandke’ye başvurdum. “Seyfeddin Asaf” ya da “Seyfettin Asal”ın hangi tarihler arasında orkestrada görev yaptığını, ne zaman başkemancı olduğunu, Loewe yönetiminde Brahms’ı ne zaman seslendirdiğini sordum. İlk iki soruyu Viyana Devlet Operası’nın basın sorumlusu Andre Comploi’ye de yönelttim. Ayrıca Viyana Konservatuvarı, yeni ismiyle Viyana Müzik ve Gösteri Sanatları Üniversitesi’nin Kompozisyon ve Elektroakustik Bölümü öğretim üyesi Ertuğrul Sevsay’dan okulun arşivine ulaşmak konusunda yardım rica ettim.
Cevapları beklerken Asal’ı Galatasaray Lisesi’nden öğrencisi olan müzikçileri aradım, gazete arşivlerini gözden geçirdim.

Operetleriyle Cemal Reşit'e rakip oldu

Zafer Kurtaslan, Türkiyat Araştırmaları Dergisi’nde yayımlanan “Türk Keman Okulunun Oluşum Süreci ve Temsilcileri” başlıklı araştırmasında ilk virtüöz kemancılarımız arasında Seyfeddin Asal’ı beşinci sıraya yerleştiriyor. Diğerleri sırasıyla Vondra Bey, Osman Zeki Üngör, Basri Bey ve İzzet Nezihi Albayrak.
1921’de Viyana Konservatuvarı’ndan mezun olan Asal, 1924’te Türkiye’ye dönüp 30 yıl boyunca Galatasaray Lisesi’nde ve İstanbul Konservatuvarı’nda ders vermiş, Şehir Orkestrası ve sonrasında İDSO’nun temelini oluşturacak iki orkestrayı kurmuştu: İstanbul Musiki Sanatkarlar Cemiyeti Orkestrası ve Konservatuvar Büyük Orkestrası... 1925’te kardeşiyle,  görevli olarak Ege bölgesinde folklor derlemeleri yapmış, sonuçları 1926 yılında “Yurdumuzun Nağmeleri” ve “Kadın Erkek Oyun Havaları” adlarıyla yayımlamıştı. Konservatuvar ve şehir orkestralarıyla 1950’lere kadar şef ve solist kemancı olarak konserler vermişti. Bu arada bir senfoni ve keman - piyano için çeşitli eserler bestelemişti.
Asal’ın bir başka yönü operet besteciliğiydi. Örneğin Hikmet Feridun Es’in Akşam gazetesinde yayımlanan yazılarından, Asal Kardeşler’le röportajından öğrendiğimize göre Ekrem-Cemal Reşit Rey Kardeşler 1930’larda operetleriyle İstanbul’un eğlence yaşamını yönlendirirken 1935’te ansızın karşılarına Seyfeddin-Sezai Asal çıkmıştı. Mahmut Yesari ve Necdet Rüştü’nün kaleme aldığı “Bay Bayan”, 1935’in en sevilen opereti seçilmişti. Eser, Mühürdar Tiyatrosu’nda 2 bin kişi tarafından izlenmişti. Ardından gelen Florya, İç İçe, Kına Gecesi operetlerinin librettolarını genellikle Mahmut Yesari yazmış, Seyfeddin Bey tek başına bestelemişti. 1945’te Atilla Revü Opereti’nde sahnelenen “Vur Patlasın” Seyfeddin Asal’ın son opereti oldu.
İlginç bir ayrıntı: Asal Kardeşler, “Bay Bayan”ı 1932’de “Çantada Keklik” adıyla Şehir Tiyatroları’na önermiş, eser kabul edilmeyince Hüseyin Kemal, Şaziye ve Halide adlı oyuncularla Halk Opereti’ni kurmuş, eserlerini kentin farklı semtlerinde sahnelemişlerdi.
Haberlerden anlaşıldığı kadarıyla Cemal Reşit ile Seyfeddin Asal arasında operetlerle başlayan rekabet Şehir Orkestrası’na da sıçramış, kurucu şef Asal yerini Rey’e istemeden bırakmak zorunda kalmıştı. Reşit Erzin’in verdiği bilgi ve Günsel Koptagel-İlal’ın Panayot Abacı ile sohbetlerinden hafızasında kalan bir detay bu bilgiyi doğruluyordu: “Panayot, hocası Seyfeddin Asal’dan bahsederken ‘Cemal Reşit orkestrasını elinden aldı’ derdi…”  
Seyfeddin Asal’ın şefliğini yaptığı Konservatuvar Büyük Orkestrası, Saray Sineması ve Fransız Tiyatrosu’nda ünlü yorumcuların solist olarak katıldığı iddialı konserler veriyordu. Alis Rosental, Liko Amar, Zino Francescatti, Alex Vegh bu solistler arasındaydı.
Asal, Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan habere göre, 1939 Temmuzu’nda Hollanda’ya gitti, Philips firmasının tüm dünyaya yayın yapan PCJ Radyosu’nda konser verdi. Bu tarihten sonra gazetedeki haberlerde unvanı “profesör” olarak belirtildi.
Evlenmeyen, çocuğu olmayan Asal, 1955 yılında, 54 yaşında vefat etti. Beşiktaş’taki Yahya Efendi Dergahı’nın haziresine kardeşiyle yan yana gömüldü.

Öğrencilerince sevildi

Galatasaray Lisesi’nden öğrencileri Seyfeddin Asal’ı hoşgörülü, özverili, sevecen bir eğitimci olarak hatırlıyor. Besteci Ali Doğan Sinangil “Gerçek müzisyen, iyi bir insandı; hırçın ve kavgacı değildi” diyor. Asal’ın en önemli özelliğini tek cümlede aktarıyor: “Gençleri müziğe teşvik ederdi.”
Sinangil, Galatasaray Lisesi’nde ilkokuldan itibaren yatılı okumuş. Hafta sonlarını müzik odasında okuyup, yazarak, keman çalışarak geçirmiş. Tatil günlerinde okuldaki yetenekli öğrencilere gönüllü olarak müzik dersi veren Seyfeddin Bey’le pek çok kez sohbet ettiğini, sınıf arkadaşı Yalçın Tura gibi ondan müziği ömür boyu uğraş seçme konusunda etkilendiğini söylüyor.
Sinangil ve Tura’dan 10 yaş büyük olan İlhan Usmanbaş, Galatasaray Lisesi’nde Sezai Asal’ın çello öğrencisi olmuş. Biyografilerinde Seyfeddin Asal’dan da bahsediyor. İki kardeşin liseli genç müzisyen adaylarına verdiği desteğin önemini vurguluyor. Biraz daha detay almak için aradığımda “Sizi hayal kırıklığına uğratmak istemezdim” dedi ve ekledi: “Tüm hatırladıklarım bunlar...”
Yalçın Tura “Yıllarca beraber keman çalışmıştık, Sinangil’in anlattıklarına ekleyecek bir şey yok” demekle yetinirken, ondan beş sınıf küçük çellist Reşit Erzin müzik hocasıyla ilgili pek çok detay aktardı…
Erzin,  Seyfeddin Asal’ın teşvikiyle keman çalmaya başlamış, sonra Sezai Bey’in çello öğrencisi olmuş. Meşhur Viyana konserini her iki hocasından da dinlemiş.
“Seyfeddin Bey sahnede çok heyecanlanmış. Orkestra önünde çalarken bir ara yayını düşürmüş. Ağabeyi Sezai Bey konseri balkondan izliyormuş. Yayın heyecandan düştüğünü görünce balkondan ‘Seyfu’ diye seslenmiş. Kendisini toparlayan Seyfeddin Bey, konseri sorunsuz bitirmiş.”

Kayıtlar birbirini tutmuyor

Seyfeddin Bey’in Brahms’ın konçertosunu seslendirdiği konseri müzik tarihine kaydeden tek yazar Gültekin Oransay değil. Vural Sözer “Müzik Ansiklopedisi”nde aynı bilgiyi aktarıyor. İlk yazan ise 1939’da yayımlanan “Türkiye-Avrupa Musiki Münasebetleri” kitabında Mahmut Ragıp Gazimihal. Dahası, biyografilerde Asal’ın Viyana Senfoni ve Viyana Opera Orkestrası’nın başkemancılığı yaptığı belirtiliyor. Opera orkestrası Viyana Filarmoni’yi oluşturduğuna göre, muhtemelen Asal bu orkestrada da başkemancılar arasına girmeyi başarmıştı…
Viyana Senfoni’nin arşivinden yanıt 10 gün sonra geldi. Ulrike Grandke, orkestranın 22 Ocak 1901 - 14 Mart 1923 arasında Ferdinand Loewe yönetiminde verdiği olağan konserlerleri incelemişti. Bunlardan 22’sinde Brahms’ın opus 77 konçertosu seslendirilmişti. Grandke, üşenmemiş hepsinin program detayını listelemiş, mesajına ek olarak göndermişti. Kimler yoktu ki eseri seslendiren virtüözler arasında: Fritz Kreisler, Eugene Ysaye, Josef Szigeti, Carl Flesch, Adolf Busch, Bronislaw Huberman… Fakat, o zaman kullandığı ismiyle, Seyfeddin Asaf listede yer almıyordu!
Grandke, “Maalesef Seyfeddin Asaf’ın ismini orkestranın personel listesinde de bulamadım. Seyfeddin Asal ismini de kontrol ettim. Ne tutti ne de başkemancılar arasında bu isimde bir sanatçı var” diyordu.
Viyana Devlet Operası’ndan cevap 24 saatte geldi. Basın Sorumlusu Andre Comploi, başvurabileceği tüm kaynakları kontrol ettiğini belirtiyordu: “Arşivlerimizde Seyfeddin Asaf ismine rastlayamadık. Opera Orkestrası üyelerinin ayrıca çaldığı Wiener Philharmoniker’in kadrosunda da geçmiyor adı… Diğer olası iki bilgi kaynağı Viyana Senfoni ya da Staatarchiv (Devlet Arşivleri) olabilir…”
Tek ihtimal kalmıştı: Viyana Konservatuvarı Öğrenci Orkestrası…
Cevap yaklaşık bir ay sonra geldi. Viyana Konservatuvarı, yeni ismiyle Viyana Müzik ve Gösteri Sanatları Üniversitesi’nin Kompozisyon ve Elektroakustik Bölümü öğretim üyesi Ertuğrul Sevsay’ın yardımıyla aldığım mesajda arşiv görevlisi Ervin Strouhal “isim sorunu nedeniyle araştırma bu kadar uzun sürdü” notunu eklemişti mesajına. “Asaf isimli öğrenci bulamadım arşivde. Bahsettiğiniz öğrenci 1901 Konstantiniye doğumlu Mehmed Seiffeddin Bey olmalı. Babasının ismi Mehmed Assaf Bey. Kardeşi Mehmed Sezai’nin kaydında da baba ismi aynı.”
ImageStrouhal, bu bilgilerle yetinmemiş iki kardeşin öğrenci kayıt defterini fotoğraflayıp göndermişti. Seiffeddin Bey’in 1914-21 arasındaki tüm notları bu defterde yer alıyordu. Hatta üçüncü sınıftaki disiplin cezası bile işlenmişti. Nihayet 1921’de kemandan “1”, yani pekiyle mezun olmuştu.
Fakat öğrenci orkestrası konserleriyle ilgili kayıtlar çıkmamıştı arşivden.
İsmin yazılımı değiştiği için bir kez daha Viyana Senfoni ve Viyana Opera Orkestrası’na başvurdum. Bu kez Mehmed Seiffeddin ve Seiffeddin Assaf isimlerini sordum. Birkaç hafta sonra her ikisinden de olumsuz yanıt geldi: “Kayıtlarda geçmiyor!”
Yaklaşık 1,5 ay sonra, umutlarımın tükendiği anda Viyana Operası’nın arşiv sorumlusu Silvia Kargl’dan bir mesaj aldım. Nihayet orkestraya giriş sınavı kayıtlarında Mehmed Seiffeddin’in ismi bulunmuştu. “1924’te sınavı kazanmış, fakat kayıtlara göre, daha çalışmaya başlamadan askerlik sorununu çözmek için Türkiye’ye dönmüş, bir daha gelmemiş.”
Yaklaşık 3 aylık çalışma sonucu Seyfeddin Asal’ın Viyana yıllarıyla ilgili doğrulatabildiğim iki bilgi olmuştu: Mezuniyeti ve Viyana Opera Orkestrası’nın giriş sınavını kazanması…
Geri kalanı ne yazık ki şehir efsanesiydi…
(Serhan Yedig / Eylül-Ekim 2016 / Andante Dergisi)

Gültekin Oransay, Seyfeddin Asaf hakkında ne yazmıştı

ImageSeyfeddin Asaf, 21 Mayıs 1901 günü İstanbul’da doğdu. Henüz ilköğrenimini yaparken, sekiz yaşında küğ anıklığı anlaşıldı, Hege’den piyano, Madmazel Duşansten’den (sonraki adı Madam Lagos) keman dersi almağa başladı. Ertesi yıl Muzıka-i Humayun’a girdi, burada iki yıl kadtar zeki Bey’den (Üngör) keman dersi aldıktan sonra henüz 12 yaşında olduğu halde 1913 yılında ağabeyi Sezai ile birlikte Viyana’ya gönderildi, orada Profesör Moravets’in öğrencisi oldu. Viyana Devlet Küğ Akademesi’ne girmek istediğinde başlangıç bölümünün ilk sınıfına bile alınma hakkını kazanamayınca altı aylık çok sıkı bir çalışma evresine girdi. Bunun sonucu olarak üç yıllık öğrenimi atlamak ve orta bölümün birinci sınıfına girmek hakkını kazandı. Arası çok geçmeden yüksek keman öğrenimini bitirip sınavı kazandı, ayrıca genel yarışmayı da kazanıp Ferdinand Loewe yönetimindeki orkestra eşliğiyle Brahms konçertosunu çaldı. Seyfeddin Bey son sınıflarda okurken bir yandan da Profesör Joseph Marx’tan armoni, kontrpunt ve füg dersi almıştı. Keman öğrenimini bitirdikten sonra bağdama öğrenimini de tamamlamak düşüncesiyle Viyana’da üç yıl daha kaldı, geçimini sağlamak için de Viyana’nın Konzerthaus Orkestrası’nda birinci keman çaldı. Daha sonra Viyana Devlet Operası Orkestrası’na girmek için 300 adayla birlikte sınava girdi, aralarında Richard Strauss, Franz Schalk, Armold Rose gibi ünlülerin bulunduğu sınavcıların karşısında üstün başarı göstererek orkestraya birinci kemancı olarak alındı. Burada üç yıl çalıştıktan sonra izinli olarak 1924’te İstanbul’a geldi. Fakat izni bitince bir daha Viyana’ya dönmedi, yurduna yerleşti, Galatasaray Lisesi’nde ve İstanbul Konservatuvarı’nda öğretmenliğe başladı. 1925’te kardeşiyle birlikte devletçe ilk folklor derlemelerine gönderilerek Ege bölgemizde gezdi. Konservatuvarın öğrenci orkestrasını, ayrıca Senfonik Halk Orkestrası adıyla kurulan bir takımı yönetti. Keman ve piyano için çeşitli parçalar badıyan, Soyadı Kanunu çıkınca Asal adını alan Seyfeddin Bey 1955 yılında İstanbul’da öldü.
(Not: Hikmet Feridun Es, Akşam gazetesinde 9 Kasım 1935’te yayımlanan “Sanatkarlarımızı Tanıyalım” başlıklı röportajda Sezai-Seyfeddin Asal’ı tanıtıyor. İki kardeş Es’e çocukluklarında ağaçtan keman yapacak kadar müziğe meraklı olduklarını,  keman ve piyano dersleri aldıklarını, bir akşam evlerine misafirliğe gelen Türkiye’nin ABD’deki ilk büyükelçisi Ahmet Muhtar Mollaoğlu’na konser verdiklerini, onun girişimi sonucunda Viyana’ya gönderildiklerini anlatmış.)

ÇELLİST REŞİT ERZİN

İyi müzikçi, gerçek İstanbul beyefendisiydi

Galatasaray Lisesi’nde Sezai Asal’ın çello öğrencisiydim. Fakat Seyfeddin Asal ile de hep diyaloğum vardı. Görünümüyle saygı uyandıran gerçek bir beyefendiydi. Her yerde saygı görürdü. Talat Paşa’nın akrabası olduğunu duymuştum. Nafiz bakışlı, tatlı yüzlü, zayıf ve çok uzun boyluydu (1.90 civarı). Şık giyinirdi. Kışın bile tvit ceket, kaşe pantalonla okula gelirdi. Püsküllü mokosenler giyiminin vazgeçilmeziydi. Çok sigara içerdi. Sol eli sigaradan sararmıştı. Şahadet parmağının ucu nasırlıydı, çalışmaktan tam ortasında derin bir tel izi oluşmuştu. Uzun, manikürlü tırnaklarından altısı uzundu. “Piccicato’da daha iyi ses veriyor” demişti merakla sebebini sorduğumda. Çocuk cesaretiyle sorduğum tüm soruları yanıtlardı. Ondan etkilenip keman çalmaya başladığım gibi, tırnaklarımı da uzatmıştım.
Okul konserlerinde öğrencilerine piyanoyla eşlik ederdi. Arkadaşım Karahan Karahasan’la Bach’ın 2 keman için konçertosunu çaldığımız Galatasaray Lisesi öğrenci konserinde orkestra partisini piyanoda Seyfeddin Bey çalmıştı. Konser öncesinde bizi rahatlatmak için ‘ezber hatası yaparsanız, yanılan kişinin partisini piyanoda tekrar kuvvetle çalacağım, buna göre düzeltirsiniz’ demişti. Öğrencilerine sert davrandığını hatırlamıyorum. Hep teşvik ediciydi tavrı.
Bununla birlikte solist olarak önemli konserler veriyordu. Mesela Paganini’nin Re Majör keman konçertosunu Türkiye’de ilk seslendiren oydu. 1950’de Cemal Reşit yönetimindeki Şehir Orkestrası’yla verdiği radyo konseri unutulmaz. Beethoven’in konçertosunu çalmış, Mesud Cemil Stüdyosu’ndan tüm Türkiye’ye canlı yayımlanmıştı. Brahms çaldığı Viyana konserinin öyküsünü de defalarca dinlemiştim. Seyfeddin Bey sahnede çok heyecanlanmış. Orkestra önünde çalarken bir ara yayını düşürmüş. Ağabeyi Sezai Bey konseri balkondan izliyormuş. Yayın heyecandan düştüğünü görünce balkondan ‘Seyfu’ diye seslenmiş. Kendisini toparlayan Seyfeddin Bey, konseri sorunsuz bitirmiş…
Mezun olduğumda Viyana’da müzik öğrenimi görmem için babama çok ısrar etti. “Merak etmeyin, hangi usta sanatçıya mektup yazsam Reşit’i kabul eder” dedi. O günlerde Ayazpaşa’daki dairesinde ziyaretine gittiğimde “Oğlum artık ihtiyarladım” demişti. Oysa henüz 50’li yaşların başındaydı. Muhtemelen sigara sağlığını bozmuştu. Nitekim 55 yaşında kaybettik. Sezai ve Seyfettin Bey’in çocukları yoktu. Seyfettin Bey, müzik çevresinden Rum bir hanımla evliydi. 1946’da boşandıklarında çok sarsıldı, kardeşi onu hemen İstanbul’un köklü ailelerinden birine mensup, Fenerbahçe’de büyük bir köşkte yaşayan Cemile Hanım’la evlendirmişti. Bu beraberlik ölümle noktalandı…
En yetenekli keman öğrencisi Yılmaz Sinanoğlu ne yazık ki yurtdışında, genç yaşta intihar etti. Orkestra şefi Fatih Pasiner, yayıncı Müfit İmşir, mimar Beyhan Tümer, viyolacı Panayot Abacı öğrencileri arasındaydı…

MİMAR ŞAZİ SİREL

Bu kemanı bana hocam Seyfeddin Asal aldı


Seyfeddin Bey, 1939-1944 arasında Galatasaray Lisesi’nde öğretmenimdi. Ayrıca Tepebaşı’ndaki İstanbul Konservatuvarı’nda kompozisyon dersleri aldım. İlk armoni öğrencisiydim. Benim için her hafta Ludwig Thville’in “Harmonielehre” adlı kitabından bir bölümü tercüme ederdi, metni ders olarak işlerdik. İki yıl sonunda kitap bitti. Seyfeddin Bey’in elyazısıyla matbaaya teslim ettik. Fakat matbaacı iflas etti, tercüme kayboldu.
Derslere yeni başladığım günlerde Seyfeddin Bey’i keman öğrencisiyle provada izlemiştim. Piyanoyla ona eşlik ediyordu. Bu sırada başka bir öğrenci geldi ve bazı sorular yöneltti, Seyfeddin Bey çalmayı sürdürerek yanıtladı. Aynı anda hademe bir belge getirdi, kısaca piyano çalmaya ara verdi, hızla yazıyı okudu, üstüne notlar düştü, kaldığı yerden eşliği sürdürdü. Dört işi bir arada yapmasına hayret etmiş, hayran kalmıştım… 
Konservatuvarda Fransız ve Alman ekolleri arasında büyük bir gerilim vardı, birbirlerini sürekli öğrencilerini kötülerlerdi. Cemal Reşit’in sözü geçiyordu. Seyfeddin ve Sezai Bey ile diğer hocam, Paris Konservatuvarı’nı birincilikle bitiren Raşit Abet baskı altındaydı. Üçü de harcanmış yeteneklerdi. Haklarında olumsuz şeyler söylenirdi. Hiç unutmam Raşit Abet bana diplomasını ve okulu birincilikle bitirmesine neden olan bestesinin (yaylıçalgılar dörtlüsü) notalarını göstermiş, söylentilere karşı biyografisiyle ilgili bilgileri öğrencisine ispatlamak zorunda hissetmişti. Seyfeddin Bey diğerleri hakkında sadece “Bilmezler…” demekle yetinirdi.
Hiç unutmam, İstanbul’a konsere gelen Walter Gieseking’e, Wilhelm Kempf hakkındaki görüşlerini sormuştuk. Detaylara girerek öyle övmüştü ki biz öğrenciler çok şaşırmıştık. Bir ay sonra Kempf konser için gelince bu kez ona Gieseking hakkındaki görüşlerini sorduk. “O bizlerden çok daha üstündür” diye sözüne başladı Kempf. Bunu duyunca öğretmenlerimiz arasındaki çekişmenin ne kadar tuhaf olduğunu bir kez daha kavramıştık.
Seyfeddin Bey’in önceleri Ayazpaşa, sonra Fenerbahçe’deki evine haftada bir gün derse giderdim. Armoni ve keman ödevlerimi kontrol ederdi. Ayrıca beni Konservatuvar Orkestrası’nın konser provalarına götürür, orkestra yönetirken yanında bulundururdu. Nefesli sazları çok zayıf bir orkestraydı. Konser hazırlığı 3 ay sürerdi. 1942-43’te Ferdi Statzer’in solist katıldığı bir piyano konçertosu sırasında klarnetçi ve timpanicinin uyuya kaldığını bile görmüştüm. Statzer konsere ara vermişti.
Ailem yeni bir keman almıştı. Fakat hocam beğenmedi. Bana kendisi bir keman aldı. Ayrıca ailemin aldığı piyanoyu da benim için kendisi seçti. Bu dönemde boks yapıyordum, hocamın isteği üzerine bırakmıştım.
1940’larda türküleri düzenlemek, klasik müziğe uyarlamak modaydı. 160 civarında türküyü analiz ettim. Düzenlemeler yaptım. O yıllarda Cemal Reşit dahil tüm bestecilerimiz polifonik türkü yazıyordu. Dört ses bile deneyen çıkıyordu. Ezgilerin otantik yapısının bozulmasından rahatsızdım. Türkü uyarlamacısı olmak istemiyordum. Bestecilik hevesim kırılmıştı.
Oysa Seyfeddin Bey beni kompozisyon okumak üzere Viyana’ya göndermek istiyordu. Hatta bu konuda ısrarcıydı. Galatasaray Lisesi’nden ve konservatuvardan aynı yıl mezun oldum. 7’nci sınıfa geçtiğimde benden başka kompozisyon öğrencisi kalmadığını söylediler, altıncı sınıfta 2010 numaralı diplomayı verdiler.
Diğer hocam Raşit Abet’e fikrini sordum. Astronomi, mimarlık gibi konuların da ilgimi çektiğini söyledim. Abet mesleğinden öylesine mutsuzdu ki şiddetle karşı çıktı. “Müziği seviyorsan meslek seçme, dinlemekle yetin. Ben Paris’ten birincilikle döndüğümde ülkemde müziğin, müzisyenin ne kadar değersiz olduğunu gördüm. Mesleğimi soranlara mühendis olduğumu söylüyorum” dedi. Bunun üzerine üniversitede astronomi öğrenimi gördüm, ardından mimarlık okudum. Seyfeddin Bey kararımı öğrendiğinde hiç olumsuz bir şey söylemedi, sitem etmedi…

CEMAL REŞİT REY

Asal Kardeşler’le kurduğumuz üçlüye Türk Trio’su ismini verdik

Image1923’te Paris’te talebelik devresini henüz bitirmiştim, aldığım telgraf hayatımın dönüm noktası oldu. Belediye Encümen Reisi meşhur romancımız Halit Ziya Uşaklıgil, Darülelhan’ın eğitim programına Garp musikisinin ilave edildiğini bildiriyor “size piyano ve kompozisyon hocalığı verildi, bir an evvel İstanbul’a geliniz” diyordu. 19 yaşındaydım, sevinçten çılgına döndüm. (…) Darülelhan’ın Garp kısmının başında Musa Süreyya ve yardımcısı Yusuf Ziya Demirci vardı. Geza Von Heggeyi, Nezihe Hanım  ve İtalyan besteci Radeglia  piyano, Edgar Manas Efendi piyano ve armoni, Braun, Zeki Ün keman dersi veriyordu. Bir de ağabeyim Muhiddin Sadak ders verirdi. Darülelhan’daki manzara çok calibi dikkatti. Talebeler daha çok hanımdı, çarşaflıydılar. Binaya girince peçelerini açarlardı. Bir gün altın gözlüklü bir hanım koridorda beni durdurup sordu: “Evladım burada armoni midir nedir, bir ders verilecekmiş, hangi sınıfta verilecek, takip etmeliymişim.” İşte talebelerim böyleydi.
1,5-2 yıl sonra Asal Kardeşler Viyana’dan geldi. Seyfeddin keman, Sezai çello öğretmenliğine atandı. (…) Erkem Tektaş, Muhiddin Sadak, Mesut Cemil, Seyfettin ve Sezai Asal’ın, yani bütün arkadaşlarımın müzikte büyük değerleri vardı.
1924’te arkadaşlarımla Şehzadebaşı’ndaki konakta (konservatuvar) oda müziği konserlerine başladık. İlgi o kadar çoktu ki yüksek sayıda dinleyicinin binayı yıkabileceğinden korkuldu. Daha büyük bir salon ararken Union Française bize açıldı. Konserlerimizde halk yer bulamıyor, ayakta dinliyordu. Üç sezon devam ettik. Yıldız Sarayı’na bağlı Zeki Bey’in yönetimindeki Musikii Humayun da burada konser verirdi. (…) Rahmetli Seyfettin Asal konservatuvar talebelerinden bir orkestra vücuda getirdi. (…) Trio’muza gelince: Union Francise konserleri sırasında Seyfettin ve Sezai Asal ile kurduğumuz trio’ya Türk Triosu adını koyduk. Çok sayıda konser verdik. Emprezaryomuz Arditi’ydi. Bizden bir süre sonra Ali Sezin, Orhan Borar, İzzet Nezih ve Mesut Cemil bir kuvartet kurdu.
(Kaynak: Konservatuvar Hatıralarım – Cemal Reşit Rey / Kuruluşunun 50. Yılında İstanbul Belediye Konservatuvarı kitabı)   

 

Linkler

Prof Şazi Sirel'in kaleminden Vikipedi biyografisi

 

 

 
< Önceki   Sonraki >
spacer.png, 0 kB