spacer.png, 0 kB
spacer.png, 0 kB
spacer.png, 0 kB
HÜSEYİN MAYADAĞ/ Hayatta sükûn yoktur, kişinin icat etmesi gerekir

Image1965 Kasımı’nda İstanbul'un Vatan Caddesi'nde geçirdiği trafik kazası sonucunda hayatını kaybettiğinde 50 yaşındaydı. Son Saat gazetesinde yazar, matbaa sorumlusu ve karikatüristliğin yanı sıra bestekârdı. “Hayat Budur Sevgilim”, “Söyle Derdini Kaç Yıl Çekecek Bu Dertli Başım” gibi pek çok popüler şarkı besteledi. Buna rağmen kendisini besteci kabul etmiyordu. Piyasadaki bestecileri, hatta isim vermeden Münir Nurettin'i, güftelerinin zayıflığı nedeniyle eleştiriyordu.

Hüseyin Mayadağ'ı, diğer sanatkâr arkadaşlar gibi, uzun uzun arayıp bulmak için yorulmaya lüzum yok. 25081 numarayı çevirirseniz, karşınıza onun tok, fakat ahenkli sesi çıkar:
Image— Hüseyin Mayadağ, buyurun efendim!..
Fakat, biz böyle de yapmadık. Ani gittik ve onu matbaa makinelerinin arasında bulduk.
Gürültülü bir çalışma hayatı içinde, kendisini nasıl sükûta bırakıp eser yapıyor, diye insan bir an düşünüyor. Perihan Altındağ Sözeri'nin, plâklara son okuduğu:
Söyle derdini kaç yıl çekecek bu
dertli başım
Bu gece sana bu son gelişim,
son yalvarışım

Şarkısı, onun sükûn içinde bestelediği bir hicran ve aşk bestesi.
Son Saat Gazetesi'nde muharrir, matbaada idare adamı, karikatürist ve nihayet radyolarınızda güzel şarkılarıyla gönüllerinizde yeni yeni yer eden genç bir bestekâr olan Hüseyin Mayadağ, kendisini güzel sanatlara vermiş, âşık bir insan.
Ona soruyoruz:
Nasıl olup da, böyle gürültülü makineler içerisinde sükûna kavuşabiliyorsunuz?
Gülerek cevap veriyor:
- Hayatta, sükûn yoktur. Onu, icat etmek lâzım. Meselâ; günlük işlerinizden çok mu yoruldunuz! Siz de benim gibi yapın, bir Boğaziçi vapuruna binin ve Beykoz’da inin. Orada, bir tarihî şadırvan vardır... Çınarların gölgelediği o tarihî yerde bir ayran için, sonra; oradaki dalın...
Bunun yorgunluğa karşı bir ilaç olduğunu mu iddia ediyorsunuz?
- Hayır. Ben iddia etmem, ispat ederim. Mekan değiştirmek şarttır ve lazımdır.
Son Saat gazetesinde bazı bestekârların güftelerini tenkit etmişsiniz?
- Maatteessüf, güfte şairlerimizin çoğu, birbirini tamamlamayan mısraları sıralamayı güfte şairliği zannediyor. Sonra, biraz dokunacak olsanız, kıyameti koparıyorlar...
Hem, güfte yazmak kadar kolay şey var mıdır? Mevzuu biraz düşünün, iki ah, bir vah… Mehtap, sandal, kürek!... Sözlerini yerli yerine koyun, oldu size güfte...
Şair hep aynı denizden, aynı mehtaptan bahseder. Gül, hep o güldür. Nedim de İstanbul’u duymuştu. Yahya Kemâl de... Yeter ki güzel söylenmiş olsun.
Bestekâr olmak için ne gibi hususiyetlerin bulunması lâzım?
— Size belli başlı bir şey söyleyemeyeceğim. Doğuştan sanatkâr ruhlu kişi bestekâr olabilir... Bizler, bestekâr sayılmayız. Her formda eser veren, velûd musikişinazlara, insan üstü bir kabiliyet gösteren kimselere, ömürleri boyunca eser verenlere, bestekâr demek caizdir...
Perihan Sözeri için bir güfte yazmışsınız?. .
- Evet, yazdım... Yılbaşı gecesiydi. Bu hâl bende, üç yıldır devam ediyor. Her yılbaşı gecesi, muhakkak bir güfte yazar, sonra, onu bestelerim...
Güfteyi lütfeder misiniz?
- Hay hay... Buyurunuz...
Hüseyin Mayadağ, ceplerini aradı, taradı. Nihayet, bumburuşuk bir kâğıt parçacığını uzattı:
Ümidsiz aşkın inleyen kalbimi nasıl
vuracak.
İnan, bu gece sen yoksun diye bu kalp duracak
Bir gün dönersen sana bu gönlüm bin taht kuracak
İnan, bu gece sen yoksun diye bu kalp duracak

Bu güfte, henüz bestelenmedi mi?..
— Hayır. Fakat, bugünlerde içimde güfteye karşı bir şeyler duymuyor değilim... Bu hiç belli olmuyor. Meselâ; Muallâ Mukadder'in son günlerde sık sık okuduğu:
Ne yazık boş yere kalbimi yaktım
Dönersin diyerek yollara baktım.

Güfteli nihavent şarkım, Göztepe tramvay durağından Caddebostanı'na giderken mehtaplı bir gecede ve 10-15 dakika içinde yazıldı ve bestelendi.
Hiç maceralı şarkınız yok mudur?
Hüseyin Mayadağ, yüzüme baktı. Esmer yüzü kızardı; "Gönlümün masalından, aşkımdan size ne?" diyormuş gibi bir hâl aldı. Fakat, o da teslim etti ki, bir bestekârın aşkı ve onun eseri herkesindir. Onun gönül acılarını herkes paylaşır!
— Zannederler ki, her yapılan şarkı bir maceranın eseridir. Fakat bu biraz mübalâğalı tahayyül.
Hakikat böyle değildir. Arının her çiçekten bal alması kabil olabilir ama bestekârın her kadına şarkı yapabileceğini tahmin etmiyorum. Onu teşvik edecek kadının, çok müstesna olması lâzımdır. Bestekâr, arkasından koşturmasını bilen kadına eser verir. Bütün eserler tesir ile bestekârındır, sonra, aşikâr olur. Ve sizlere mal edilir...   
Hamiyet Yüceses ile sizin bir kanarya hâtıranız varmış. Anlatır mısınız?..   
— Ha... Evet... Bakınız anlatayım. Hamiyet Yüceses’le, benim bir gazelli nihavent şarkımı meşk ediyorduk. Hamiyet Hanım da eve bir kanarya almış, daha doğrusu ona hediye etmişler. Çok güzel öten kuş yer değiştirdiği için ötmez olmuş. Bana şikâyet ediyordu. Biz, meşke başladık. Sıra, gazele geldi. Benim sesimin ne kıymeti olacak, Hamiyet Hanım gazele girince sustum. O, meyanı açtı, derken kanarya ötmeye başlamaz mı? Hamiyet Yüceses de, ben de dona kaldık. Hikâye bundan ibaret...
Sizin Boğaziçi şiirinizi okuduk.. Boğaziçi’nde, sizi en çok neresi cezbediyor?..
- Boğaziçi, her semti, her köyü ile gönlümün içinde. Hiçbir semtini, bir başka yerinden ayıramam. Size; "Boğaz Akşamları"ndan bir parça söyleyeyim:
Gökte yıldızlara kur yapmaya
çıkmış gibi
Kurulur Göksu'da, âşıklara bir sırça
saray
Her gelen yolcuyu almaz ve açılmaz
kapısı
Âşıkın böyle kurulmuştur ilâhî
yapısı
Sığmıyor ömrüme bahşettiği sevda
dolu haz
En güzel uykuma girmiş, gece rüyada Boğaz!

Hüseyin Mayadağ, Boğaziçi'ne hakikaten gönülden vurgun. Onu, Boğaziçi mevzuu günlerce konuşturabilir. Mayadağ, eski bir hâtırayı duymuş gibi:
Image— Geçen yaz Cevdet Çağla ile Yuşa Tepesi'ne bir gezinti yürüyüşü yapacaktık. Çünkü, o Beykozludur. Ben de Paşabahçeli sayılırım. Uzun yaz, hep sayıkladık, hayâli ile yaşadık! Fakat bir türlü gitmek mümkün olmadı... Ah bahar bir gelse!..
(Selim Sezgin/8 Mart 1952/Radyo Haftası/Redaksiyon, arşiv çalışması: Serhan Yedig)

RÂKIM ELKUTLU'NUN ÖĞRENCİSİYDİ

Selanik’te doğan Hüseyin Mayadağ, çocuk yaşında ailesiyle İstanbul’a gelmişti. 10 yaşında babası Udi Faik Fuat’la repertuvar oluşturmaya başladı. Ardından İzmir’de Rakım Elkutlu’dan ders aldı. Tokadizade Şekip Bey’in de teşvikiyle güftelerini kendisi yazmaya başladı. Hicaz, nihavent, hicazkar, hüzzam, şedd-i araban, suznak, kürdili hicazkar, hümayın curcunası, muhayyer kürdi makamlarında 50 civarında şarkısı günümüze ulaşmıştır.Yılmaz Öztuna, Türk Musikisi Ansiklopedik Sözlüğü’nde Mayadağ’ı değerlendirirken “piyasa bestekarı” nitelemesini kullanıyor “orta dereceden zayıf olmak üzere 100 kadar şarkı yaptı” diyor.

 

 
< Önceki   Sonraki >
spacer.png, 0 kB