spacer.png, 0 kB
spacer.png, 0 kB
spacer.png, 0 kB
ERKAN OĞUR-İ.H.DEMİRCİOĞLU/ Dilimizin döndüğünü söyleriz, türküleri incitmeyiz

ImageSahnedeki birlikteliklerinin 20’nci yılını kutlayan Erkan Oğur - İsmail Hakkı Demircioğlu ikilisi 16 yıl aradan sonra üçüncü albümünü yayımladı. “Bilinmeyenle Karşılaşmak”ta Elazığ, Diyarbakır, Van, Rize, Maraş’tan deyişlerin yanı sıra Oğur’un da üç bestesi yer alıyor. Oğur ve Demircioğlu “Bu bizim son CD’miz olabilir” diyor.

 

Arayı neden bu kadar açtınız?
Erkan Oğur – Ben kayıt yapmak istemiyordum çünkü… (gülüyor) Kayıt müziği öldürüyor. Bu tarzda otantik ezgileri konser Imageortamında icra etmeyi tercih ediyorum. Kayıt yapıldığında ölü bir esere dönüşüyor. Evet, albümler müziğin daha geniş kitlelere mal olmasını sağlıyor… Ama yüzlerce yıl süren bir gelenek notaya alınmaya başlamasından bu yana yozlaştı. Çünkü yanlış notaya alındılar. Kayıt teknolojisi yozlaşmayı artırdı. Yanlış icrayı yaygınlaştırdı… Kimileri türkülere sahip çıktı. Türküler ehlinden uzaklaştığında kimliğini de yitirir. Bu görüşler nedeniyle 16 yıl dayandım, sonunda İsmail’in ve prodüktörümüzün arzusu üzerine kayıt yaptık. “16 yıl bekledik de ne oldu” diye sorabilirsiniz. Şahtı şahbaz oldu…
İsmail Hakkı Demircioğlu – Ben Erkan’ın bu düşüncesine katılmıyorum. O hiçbir müziğin kaydedilmesini istemiyor. Türkü sevenlerin çalındığı anda dinlemesini, hatırlanmasını tercih ediyor. Oysa kayıt bir belge. Sesimizi geleceğe ulaştırıyor. Ayrıca sahneden farklı avantajları var. Birden fazla enstrümanı üst üste çalmak, hataları düzeltmek mümkün.

Erkan izleyici karşısında

türkü söylemeyi sevmez

1997’yi milat kabul edersek, 20 yıllık ortak çalışma sizi nasıl etkiledi; birbirinizin dünyasına neler taşıdınız?
İ.H.D- 1980’de İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuvarı’na başladık, sınıf arkadaşı olduk. Erkan bir süre Almanya’da yaşamış, üniversiteye gitmiş, annesini ziyaret için Türkiye’ye geldiğinde 12 Eylül Darbesi yapılmış ve yurtdışına çıkamadığı için burada kalmış. Birkaç yıl önce Türk Müziği Konservatuvarı’nın açıldığını duyunca okula yazılmış. Ben ise uzun yıllar memleketim Rize’de yaşadıktan sonra 1988’de İstanbul’a gelmiş, farklı ortamlarda amatörce türkü söylüyordum. Okulda birlikte çalıp söylemeye başladık. Fakat Erkan dinleyici karşısında türkü söylemeyi hiç sevmezdi. Okul konserinde hocalarımızın ona türkü okutmaması için bilerek hata yaptığını anlatırdı. Aslında ben de mahcup bir kişiliğe sahibim, topluluk karşısında rahat değilim. Buna karşın 1984’te mezun olduğumuzda ben politik gecelerde türküler söylemeye başladım. Erkan’la sadece dost ortamlarında bağlama çalar, türkü söylerdik. O farklı kişilerle, gruplarla gitar çalardı. Vefat eden arkadaşımız Tevfik Işık Timur’la 1985’te Fikret Kızılok’un Çekirdek Sanatevi’nde konserler verdik. 1997’de Erkan’la bir albüm kaydetmeye karar verdik. Bu arada Eşkıya filminde sesi duyuldu, herkes onu merak etmeye başladı. Bu sayede sahnede de türkü söylemeye ikna oldu. 20 yıl sonra şunu söyleyebilirim ki, birlikte çalıştığımız sürede Erkan’ın farklı arayışları beni de etkiledi. Ne kadar geliştirdiğini bilemiyorum. Çünkü bu bir kapasite sorunu. Hepsinden önemlisi birbirimizi daha iyi tanıdık.   
E.O – Müzikal, estetik, insani açıdan İsmail’den çok şey öğrendim. 20 yılda hayat bize çok şey öğretti. Her sabah güne gözlerimi hayretle açarım. Her gün yeni bir şeyler öğretir…
Bu albümdeki farklı türkülerde kaval, duduk, bağlamayla dört müzikçi katılmış size. Müziğinizi genişletme çabası mı sizi bu işbirliğine yönlendiren?
E.O - Renk sazları olarak katıldılar. Enstrümanların büyük bölümünü ben çaldım. Arkadaşlarımızın katkıları sınırlı oldu. Kemal Eroğlu’nun oğlu Sinan Cem’in kavalıyla katılmasını ben istedim, duduğu da. Diğer sazları ise İsmail istemişti. Volkan Kaplan divan bağlama, Rıza Can Özel kemençe ve çaykara kavalı, Emre Sınanmış duduk çaldı.

Hüzün doğamızın parçası

Repertuvarınızda, icralardaki üslubunuzda hep hüzün öne çıkıyor. Erkan Bey “Elimde değil, yaptığım her şeyde insan olmanın hüznü ortaya çıkıyor” demişti. Fakat siz Doğu Karadeniz’den coşkulu horonların, espri duygusunu hiç yitirmeyen Lazların arasından geliyorsunuz. Hüzün ikinizin ortak duygusu mu, yoksa arkadaşlık hatırına mı espri ve coşkunuzu saklıyorsunuz?
İ.H.D- Bu yetişme koşullarıyla, karakterimizle ilgili bir özellik. İkimiz de mahcup kişileriz. Son albümdeki en neşeli türkü Karadeniz’den: “Kar Yağar Karamişe”. Bu bile hüzünlü çıktı (gülüyor)… Erkan’ın dediği gibi, ne söylesek hüzünlü çıkıyor… 20 yaşına kadar Rize’de yaşadım, buna dayanarak söyleyebilirim ki geçmişte Karadenizli horon teperken bile vakur duruşunu korurdu. Her şey çok daha doğaldı. Ben okula gidene kadar köyümüzde yol, elektrik, evimizin içinde akan su yoktu. Büyüklerimiz savaş yıllarının acısını yaşamıştı, Karadeniz’in zorlu coğrafyasında hayatta kalmak için büyük çaba göstermeleri, bunun için ağır bedeller ödemeleri gerekmişti. Bu zorlu koşullar yörenin folkloruna da yansımıştı. Horonda bile hüzün sezilirdi. Ben iyi dansçı değilimdir, dayımı izlerdim. Türküyle atışma yaparlardı. Bunda belirli bir düzey korunurdu. Bugünkü sahte neşe yoktu ortada. Annemin çay toplarken söylediği türküleri hatırlıyorum. Doğaçlama yapardı. Yaşadığı koşulları yansıtan hüzünlü türkülerdi bunlar. Ayrıca çevremize baktığımızda insanoğlunun iyi bir dünya kurmayı başaramadığını görüyoruz. Herkes birbirinin boğazını sıkıyor. Yakın gelecekte umut görünmüyor. Bu ortamda nasıl neşeli olunabilir, neşeli şarkı söylenebilir? Tabii ki söyleyenler var. Anlaşılan biz gördüklerimizden biraz fazla etkileniyoruz…
Albümün repertuvar hazırlığı ne zaman başlamıştı?
E.O – 2016 başında repertuvarı seçtik, kayıtlara başladık. Aslında 1,5 ayda tamamlanması gerekirdi. Fakat Türkiye’nin başına gelenleri albüm de yaşadı. Ankara Garı’ndaki patlamayla başlayan terör süreci, 15 Temmuz darbe girişimi, ardından gelen kötü günlerin yarattığı yılgınlık çalışmalarımızı yavaşlattı. Bu arada hayatımızı kazanmak için konserler vermek zorundaydık. Ardından çalıştığımız stüdyo kapandı, yeni bir stüdyo bulup teknoloji uyumu için çaba göstermemiz gerekti…. Araya bir film müziği girdi.
İHD – Kayıtlar bittikten sonra da aksilikler birbirini izledi. Gözden kaçan hatalar nedeniyle albüm iki kez baskıdan döndü. 
Galiba bu ikilide ilk kez kendi bestelerinizi seslendiriyorsunuz…
E.O - Yunus Emre’nin iki, Kemal Eroğlu’nun bir şiirini besteledim.
“Saraylarda çalana bağlama yapmam” diyen lüthiye mi bahsettiğiniz Eroğlu?
E.O - Evet, sazlarımızı hep o yapar. Geçmişte Ankara’daydı, şimdi İstanbul’a taşındı,daha sık görüşür olduk. Bir şiirini besteleye söz vermiştim, bunu yerine getirdim.
Yunus Emre’den seçiminizi nasıl yaptınız?
E.O- Harabi, Yunus, Hatayi, Nesimi, Fuzuli, Muhi, Sürmani gibi ustaların sözleri beni çok heyecanlandırıyor. Bu sözleri müzikleme, bir şeyler bağırma ihtiyacı hissediyorum. Son dönemde yoğun şekilde Yunus Emre’nin şiirlerini okuyorum. Ataol Behramoğlu “Yunus Gibi” başlıklı bir şiir yazmıştı. Çok etkilenmiştim. Yunus Emre’nin “İşidin Ey Ulular” şiirinden etkilendiğini söylemişti. Ben de bu yaklaşımla ele aldım. Diğeri ise “Eğer Aşkı Seversen”.
Siz neden söz yazmıyorsunuz?
E.O- Yazdığım sözleri şimdilik bir kenara koyuyorum. Gelecekte bunları da değerlendirmeyi düşünüyorum.

İki CD olacaktı

Repertuvarı nasıl belirlediniz?
E.O - 25 civarında eser seçtik. Bunlardan 19’unu kaydettik. İçlerinden dördünü icrayı beğenmediğimiz ya da süresi uzun olduğu için eledik. 14 eserle albüm tamamlandı. Değerlendiremediğimiz repertuvarı ileride kullanacağız. Fakat albüm hazırlamak bizi yoruyor. Muhtemelen gelecekte albüm yapmayacağız. Türküleri teker teker elektronik ortamda yayımlayacağız.
Yani bu birlikte son albümünüz olacak…
E.O – Kesin söylemek mümkün değil. Küçük boyutta, single gibi çalışmalar yapmaktan yanayız. Belki İsmail için Karadeniz repertuvarından bir albüm kaydedebiliriz.
İ.H.D – Stüdyoya kapanmak, 10 gün gece-gündüz çalışmak, aynı türküyü defalarca kaydetmek çok meşakkatli. Türkü söylemek göreve dönüşüyor. Ben boş zamanlarımızda teker teker kaydetmeyi, bunları tek tek ya da toplu yayımlamayı önermiştim, sanırım bu yöntemi seçeceğiz.
Neden sadece Anadolu'nun, Karadeniz'in doğusundan seçtiniz türküleri, neden Ege yöresi yok örneğin?
E.O - Dilimin döndüğü türküleri söylüyorum. Bu konuda çok titiz davranıyorum. Afyon türküsünü doğru aksanla söyleyemem. Ege türküsünü İstanbul ağzıyla söylemek, İngiliz aksanıyla söylemekten farksız bence. Yunus’un İşidin Ey Ulular şiirinde 13’üncü yüzyılın dili kullanılmış. Utanarak okudum, çünkü dilim dönmüyor. İsmail kendi yöresine, Karadeniz’e dilini döndürebiliyor. Ben de kendi yöreme, doğuya odaklandım. Kayıtlarda uzak dursak da konserlerde Ege yöresinden de türküler söylüyoruz.
İ.H.D – İnsan sevgisi, hüzün gibi insana ait unsurların öne çıktığı doğu duyarlılığı bize daha yakın geliyor galiba. Erkan’ın söylediği gibi, Kırşehir türküsü söylemek için o yörede doğmak, büyümek, üslubu kavramak, dilini hakkıyla döndürmek gerekir. Ege yöresinden, bir zamanlar Ruhi Su’nun söylediği, sonra unutulan “Et Getir, Ekmek Getir”de seçtiğimiz türküler arasındaydı. Fakat icrası içimize sinmedi… 
İlk iki albümde yakın tarihin eserlerine yer vermemiştiniz. Bu kez Zülfü Livaneli, Mazlum Çimen besteleri var…
E.O- Mazlum Çimen’in babası Nesimi Çimen için yazdığı bir eseri seslendirdik. Bunu hazırladığım film müziğinde de kullanmıştım.
İ.H.D – 2004’te Erkan’la benim albümümü kaydetmiştik. Nasip Olsa’da yedi bestem yer alıyordu. Sabahattin Ali, Yaşar Miraç, Yunus Emre ve A. Kadir çevirisi şiirleri müziklemiştim. Sonrasında evlendim, kızım doğdu, beste çalışmaları durdu. Geçmişte hayalim Hayyam’ın şiirlerinden bir albüm kaydetmekti. Birkaç beste yapıp bir kenara koymuştum. Belki bu repertuvarı geliştirip benim bestelerimden oluşan bir albüm kaydederiz.
Bu kez enstrüman seçkisine bariton gitarı katmışsınız…
E.O – Bas ile klasik gitar arasında, bariton düzeyinde ses rengine sahip perdesiz bir gitar. Daha önce ikili kayıtlarımızda kullanmamıştım. Bunun dışında kopuz, Oğur sazı, perdesiz gitar çaldım. Özet olarak yine kendi ürettiğim sazlarla, kendi ses evrenimizi oluşturduk.
Seçtiğiniz türkülerde hep ölüm gerçeği hatırlatılıyor. Türküleri ardı ardına dinlediğimde, bu gerçeği unutup zalimleşen, nefsine yenilenlere insanlık dersi vermek istiyormuşsunuz gibi bir izlenim edindim…
E.O – Albüme seçtiğimiz isim felsefede aşkın tarifidir. Bilinmeyenle Karşılaşmak aslında hayatın tarifi. Her sabah kalktığımızda bilinmeyene uyanırız. Müzik de böyledir. Her başlangıç bilinmeyene yolculuktur. Hayatı bir aşk olarak görebildiğinizde önünüzde yeni bir kapı açılır. Bu albümü İsmail ile annelerimize, babalarımıza ithaf ettik. Bana çocukluğumda “Ağlama Yar”ı söyleyen teyzem Ayten Çelikten’e bu türküyle sevgilerimi gönderdim. Teyzem Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana Türkiye’nin tarihine tanıklık etmiştir. Bugünlere nasıl geldiğimizi iyi bilen kişilerdendir. Zülfü Livaneli’nin “Eski Tüfek”ini bir zamanlar bu eseri çok güzel söyleyen Hasret Gültekin’e, “Sen Gittin Gideli”yi Nesimi Çimen’e ithaf ettim. Ayrıca albümün mesajını doğru anlamak için İşidin Ey Ulular’ı, Ataol Behramoğlu’nun Yunus Emre’ye ithafen yazdığı şiirin ışığında değerlendirmek gerekiyor.
Sizi en çok zorlayan türkü hangisiydi?
İ.H.D- Tüm türkülerle çok uğraştık. Gökte Uçan Huma Kuşu… Geniş bir sesle söylemek gerekiyor. 1,5 oktav civarında. Biz ikimizin seslerini kullanarak kaydettik, fakat zor bir icraydı. Ayrıca “Sen Benden Gittin Gideli” tam olarak türkü tavrına uymadığı için söylemek zor oldu. Geçmişte Zülfü Livaneli’nin söylediği “Bize de Banaz’da Pir Sultan Derler”i söyledik, beğenmediğimiz için albüme girmedi.
Albüm içinize sindi mi, yapmak isteyip de başaramadıklarınız oldu mu?
E.O- İçime sindi, genel olarak memnunum. Öncelikle İsmail bir albüm daha kaydetmemizi çok istiyordu, arzusu gerçekleşti. Bu vesileyle ben üç beste yaptım. “lay, lay lom” türü bir müzik olmadı. Gençler için kıyıda köşede armoni, enstrüman kullanımı açısından küçük dersler içeren bir çalışma çıktı ortaya. Tamamlandıktan sonra da albümü unutup yine geleceğe, yeni projelere bakmaya başladım.
İ.H.D – Keşke birkaç türkü daha kaydetseydik, ayrıca albümden çıkardıklarımız başarılı icralar olsaydı. Albümün çift CD yayımlanması planlanmıştı, bunu gerçekleştiremedik.
Erkan Bey albüm hazırlamaya karşı olduğunu söylemişti, sizin kayıt projeniz var mı?
İ.H.D- Karadeniz türkülerinden bir albüm kaydetmek istiyorum. Fakat ülkenin geçtiği süreç içimdeki tüm isteği siliyor, ayrıca herkes Karadeniz albümü yapıyor.
(Serhan Yedig / 23 Mart 2017 / Müzik Söyleşileri)

 
< Önceki   Sonraki >
spacer.png, 0 kB